• kab
  • kad
  • saglik
  • faaliyet
  • son
  • mzk
  • mec
  • mnc
  • tebessum

Günün Sözü

Lâ ilâhe illallah sözünün bir özelliği de insanı korumasıdır. Hem dünyevî hem uhrevî, hem maddî hem mânevî tehlikelerden gerçekten korumasıdır.
M.Es'ad COŞAN (Rh.A.)

Kategoriler

  • Duyuru ve Haberler (8)
  • Kategorilenmemiş (11)

Üyelik

  • Kayıt Ol
  • Giriş
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS
  • WordPress.org

AKRA Haber Uşak 99.0

Uşak Haber

Uşak Hava Durumu


 

Nöbetçi Eczaneler

Piyasalar

Ziyaretçi

  • 02 ziyaretçi çevrimiçi
  • destekleyen WassUp
9
May

Faaliyetleri

Gönderen: admin
Uşak Çevre Kültür ve Ahlak Derneği

Faaliyetleri

mec_16111

Vakıf ve Dernekler

hakyol_logo1Vakıf; sermayeyi, Allah için insanların yararına yöneltmek ve bu yolda harcamaktır. Dinî emirlerin teşviki sayesinde müslümanlar, sermayeyi âdetâ vakıf kurmak için kazanmış, bu niyet ve düşünce ile iktisâdî düşüncelerini çerçevelemişlerdir. Es’ad Coşan Hocaefendi de ilmî birikimini, sosyal benini, dahası bütün şahsiyetini Allah için insanlara vakfetmiş bir vakıf insandır.

ilksav_logo1Hocaefendi mahviyet ve tevâzû sahibidir. Diğer insanlara yukarıdan bakmaz. Kendisini insanların hizmetçisi sayar. Sık sık “Hocamız beni siz kardeşlerime hizmetle görevlendirdi” der. Bir defasında kendisi için “dergilerimizin sahibi” ifadesinin kullanılmasından rahatsızlık duymuş, “Ne bu dergiler benimdir, ne bu vakıf benimdir, ne bu din benimdir, ne de bu yola hizmet benim inhisarımdadır!..şeklinde duygularını ifade etmiştir.
01_company_041Konuşmalarında zaman zaman, “Ben kendimi size vakfettim” der. Geceli gündüzlü etkili hizmeti hangi kanallarla yapacağını düşünürdü. Şüphesiz vakıf müessesesi medeniyetimizin ürettiği en değerli kurumlardandır. Bir milletin değerini, bir toplumun kalitesini, içindeki hayır cemiyetlerinin, vakıf ve derneklerinin, sosyal müessese ve teşkilâtlarının çokluğu ve etkinliği ile ölçüleceğini söyleyen Hocaefendi, bu yüzden bir çok vakıf kurdu/kurdurdu. Bunlar arasında üç tanesi öncelik arz etmektedir.
1. Hakyol Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı.
2. İlim, Kültür ve Sanat Vakfı (İLKSAV).
3. Sağlık Vakfı.

Hocaefendi’ye göre, insanlar kültürel etkinlikler yapması, halkla temas kurup bütünleşmesi, halka hizmet etmesi ve organize olması için dernekler kurmalıdır.”Medenî insan, maddî sahada olduğu kadar, ictimaî sahada da alet ve edevat kullanır, nizam ve teşkilât kurar, ictimaî hedeflerine ulaşmaya çabalar. (…) Günümüzde artık tek başına yaşamak ve iş başarmak imkânı kalmamış gibidir.
Kurulan derneklerdeki hizmetler toplumun her kesimini içine alacak şekilde planlanmalıdır. Sadece erkekler için değil hanımlar ve çocuklar için de lokal, oyun alanları ve kreşler tasarlanmalıdır.
Hayatın her alanı ile ilgilenmeyi bir îman borcu bilen Hocaefendi, aynı zamanda toplumun hiçbir kesimini de ihmale yanaşmamaktadır. Bunlardan birisi ve belki başta geleni, İslâm’ın yaradılışına uygun en asîl görevleri verdiği, her türlü terslik ve tehlikeden en güzel tarzda koruduğu; meşakkatli, sert ve ağır işleri, tüm dış hizmetleri erkeklere yükleyip onları gerçek huzur ve mutluluğa erdirdiği, evinin sultanlığı payesine yükselttiği kadındır.Bir diğeri de yarınki hayatı yaşanmaya değer yapan çocuklardır.
Ne yazık ki “yirminci asrın sahte şa’şaalı, hasta, materyalist medeniyeti kadın konusunda samimi, dengeli, mâkul ve müsbet bir anlayış tutturamamıştır. Hürriyet ve eşitlik prensiplerinin yanlış, yersiz ve hilkat kanunlarına aykırı bir tatbikatı sonucu evin kadını, mutlu ve sıcak yuvasından, aslî ve asîl görevlerinden koparılmış; sokağa, piyasaya düşürülmüş; gösterişe, süse, modaya esir kılınmış; erkeklerle yüzgöz edilmiş, şeytanın tuzağı haline getirilmiştir. Bütün bunlardan uzak kalmak, yaradılış gayesi doğrultusunda yaşamak ve bu bataklığa düşmüş olanları kurtarmak için hanımlar da sosyal organizasyonlar kurmalı, pasif durmamalıdırlar
Duyarlı onbinlerce hanım bu çağrıya kulak kabartarak ülkenin dört bir yanında Hanım Dernekleri kurmak suretiyle sosyal hayata aktif olarak katılmışlardır.
Hocaefendi hanımların eğitimini tamamlamak ve sosyo-kültürel olarak yetiştirmek için Kadın ve Aile isimli bir dergiyi yayın hayatına geçirmiş, bu dergi uzun yıllar bu alandaki hizmetine devam etmiştir.
Hocaefendi’ye göre, çocuklar dünyanın en güçlü insanları, daha sözü geçer kişileridir. Dünyanın en kalabalık nüfusunu onlar teşkil eder, tatlı tavırlarıyla herkesi kendilerine bağlar, isteklerini rahatlıkla elde ederler. Hukuk kuralları, siyaset formaliteleri onların karşısında yumuşar, kapalı kapılar onlara açılır. O yüzden onların eğitimlerini ilerletmek kültürel olarak yetiştirmek hayati önem taşır. Hocaefendi, bu ihtiyacı bir nebze karşılayabilmek için Gülçocuk isminde bir derginin de yayın hayatına girmesine önayak olmuş, bu dergiye, çocukların seviyesine hitap edecek başyazılar yazmıştır. İlk yazısında onlara; “Sizler bizim başımızın tacı, gözümüzün bebeği, gönül bahçemizin tatlı meyvesi, geleceğimizin güzel umudu, yarınlarımızın sahipleri ve bekçilerisiniz” der, ve “doğrusunu isterseniz, -dergi olarak- bizler de sizin emrinizdeyiz; amacımız size en iyi şekilde hizmet etmek, sizi mutlu görmek” diyerek onlara verdiği kıymeti dile getirir. O’na göre çocuklar hiçbir şekilde ihmal edilmemeli toplantılara götürülmeli, sosyal faaliyetlere alıştırılmalı, hatta dış seyahatler yapmaları sağlanmalıdır
Hocaefendi’nin teşvik ve tavsiye ettiği bu tür vakıf ve derneklerden Türkiye’de ve Türkiye dışındaki çeşitli ülkelerde yüzlercesi kurulmuş olup hizmetlerini devam ettirmektedirler.
Bu müesseseler vasıtasıyla gerçekleştirilmek istenen, insanların kaliteli yetişmesi, birliği, beraberliği ve dostluğu olmuştur.
Bir defa Hocaefendi, yaptığı seyahatlerde konaklamak için otelleri değil, o beldedeki bir seveninin evini tercih eder. Bu vesileyle evinde kaldığı kimselerle arasındaki sevgi ve saygı bağı daha bir pekişmiş olur. Aynı zamanda o belde ve bölgede bulunan diğer dost ve sevenlerin katılımıyla, insanların toplu olarak bulunmaları dolayısıyla aralarında doğabilecek kırgınlık ve soğukluklar ortak paydanın aralarında olmasıyla izale olur. Ayrı bir kardeşlik dalgası havaya hakim olur. Sıkıcı bir atmosfer asla olmaz; sohbet eder, ilahi söyler, çıkar çevreyi dolaşıp bilgi alır. Bütün bu faaliyetleri insanların dost olmalarını kaynaşıp sevişmelerini sağlamaya yöneliktir. Onun için, “Dervişlik, tasavvuf dediğimiz şeyin de en önemli dayanaklarından birisi, mü’minlerin kardeş olması, ihvan olması, dost olması, yâr olması; dolayısıyla âdet tarzındaki bir husustan da devamlı sevap almasıdır. Çünkü, birbirlerini Allah için sevenler, mahşer gününde insanlar büyük sıkıntılar içindeyken sıkıntı duymayacaklar; Arş-ı A’lâ’nın gölgesinde taltif olunacaklar” demektedir.13
Hocaefendi, mü’minler arasında sevgi ve dostluk bağlarını, aynı zamanda eğiterek kuvvetlendirmek için çeşitli zamanlarda Aile Eğitim Proğramları tertip ettirmiştir. Büyük bir kısmı beş yıldızlı otellerde gerçekleştirilen bu proğramların iki tanesi de yaylalarda çadır kampı şeklinde yapılmıştır. Zaman ve zemin şartları gözetlenerek, asgarî maliyetlerle gerçekleştirilen bu proğramlarda, “hem dinlenmek, hem çoluk çocuğu yurdun en şahane yerlerinde gezdirmek; hem ev hanımlarına, çalışan kadınlara rahat rahat nefes aldırmak, hem aileleri birbirleriyle tanıştırmak, ahbaplıkları pekiştirmek; hem beyleri birbirleriyle buluşturmak, konuşturmak, memleket meseleleri üzerinde düşündürmek, hayırlı işlerde işbirliğine yöneltmek; hem çocukların görgü ve bilgilerini arttırmak, sosyal ve kültürel eğitim seviyelerini yükseltmek gibi birkaç amaç ve fayda” sonuç ve meyve devşirilmeye çalışılmıştır.
Hasılı dostluk ve kardeşliği pekiştirecek hediye, ziyaret, sohbet vs. hususları hem kendisi uygulamış hem de teşvik ve tavsiye etmiştir. Bunların samimi şekilde yapılmasının altını her fırsatta çizmiş, Hz. Peygamber’in Din nasîhattır şeklindeki hadîsini samimiyettir şeklinde yorumlamıştır.
Hocaefendi’nin tasavvufu “Hâlık’a itaat, mahlûka şefkat” diye tarif ettiğini kaydetmiştik. Seven insan şefkat ve merhamet eder. Şefkat ve merhamet damarları kabaran insan hizmet eder. Onun için “şefkat duygusu çok yüksek bir duygudur.Bu amaçla Hocaefendi, çeşitli toplum kesimlerinin ihtiyacına yönelik çalışmalar içerisine de girmiş; aşevleri kurdurmuş, her seviyeden talebeye burs imkanları sunmuştur. Çünkü Cenâb-ı Hak merhamet eden, ikramcı, cömert kullarını sevmektedir. Bu duygular insanlar arasındaki birlik, beraberlik ve dostluğu kuvvetlendirir. Dolayısıyla toplum huzurlu olur.

Sağlık

01_company_041Es’ad Coşan Hocaefendi’ye göre, insana hizmet etmek, onun gönlünü yapmak, ihtiyacını gidermek ve dar zamanında yardımına koşmak en sevaplı işlerdendir. Tedavi usul ve çareleri ile insanlara hizmet etmek de bu türdendir.

Sağlık insanlar için hayatî öneme sahiptir. Aslında hıfzısıhhaya; sağlık sorunlarına dûçâr olmadan önce onları gidermeye önem verilmeli, sağlık korunmalıdır.

Katiyen sıhhati tehlikeye atacak işler yapılmamalıdır. Hocaefendi, insanların sağlık problemlerinin giderilmesi ve bu hususta bilinçlendirilmeleri için Panzehir isminde bir dergiyi yayın hayatına geçirmiş ve bu derginin başyazılarını yazmıştır.

Aynı zamanda sağlık adamlarının bu çerçevede örgütlenmelerini istemiş, istemekle kalmayarak bu alanda etkin hizmetler icra etmiş bulunan Sağlık Vakfı’nı kurdurmuştur. Adı geçen vakıf aracılığıyla bir çok beldenin sağlık taraması yapılmış, halka karşılıksız hizmet veren muayene odaları açılmıştır.

Ekonomi

internetpazar1Hayatın en önemli vazgeçilmezlerinden olduğu ve helal lokma da tasavvufun temeli sayıldığı için Hocaefendi, iktisâdî konularla da ilgilenmiştir. Tasavvuf, hürriyet ve fütüvvetten ibarettir, denilmiştir. Mutlak hürriyet yalnızca Allah’a aittir ve insan ilâhî niteliklere bürünebildiği ölçüde özgürlüğe ulaşabilir. Cenâb-ı Hakk’ın en önemli vasıfları da terbiye ve merhamettir (er-Rab, er-Rahman, er-Rahîm). Gerek fert gerekse cemiyet için bu iki unsurun temel şartı ekonomidir, ekonomik faaliyetlerdir. Hür olmanın yolu da; fedâkâr, mert ve feragat ehli olmanın yolu da çalışıp kazanmaktan geçer. Hiçbir peygamber, hiçbir sahâbî ve hiçbir velî refah ve servete düşman olmamıştır. Ebû Zer el-Gıfârî radıyallâh anh başta olmak üzere zühdüyle tanınmış bütün ashab ve sonraki devirlerdeki takipçileri refahtan çok servetin teraküm ve kullanım tarzı ile devrin şartlarından kaynaklanan sağlıksız dağılımına karşı mücadele etmiştir. Onlar için dünya elde bulunan değil, gönle girip Allah ile insan arasına perde olan şeydir.
Buradan fakirliğin yerilen bir husus olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Amaç asalak tiplerin toplumu kuşatmasına ve bir kene gibi yiyip bitirmesine mani olmaktır. İnsanları kesbe/çalışıp kazanmaya teşvik etmektir. Yoksa servet-sâman sahibi olub da bunu tekebbür ve minnet aracı haline getirmek belki servetin olmamasından daha yeğdir. Zaten İslâm’ın karşı olduğu mal mülk de kibir ve gurur metâı, çokluk yarışı haline getirilendir. Asıl olan Bahâeddîn Nakşbend’in, “Mina pazarında bir tâcir gördüm; elli bin dinara yakın bir ticaret işi yaptı. Ama, Sübhân Hak’tan bir lahza kalbi gaflete dalmadı” şeklinde karakterize ettiği tiplerin yetiştirilmesidir. Zîrâ Eyyûb aleyhisselâm çok sabrettiği için Allah teâlâ O’na “Ne güzel bir kul” dedi. Süleyman aleyhisselâm da saltanatta istikâmet üzere olduğundan Allah teâlâ O’na da “Ne güzel bir kul” dedi. Allah’ın rızası, Selmân-ı Fârisî radıyallâhuanh’in fakrıyla Hz. Süleyman’ın gınâsını tek gâyeye yöneltebilmektedir.
Hâcegân büyükleri başkalarına yük olmamaları için işsiz insanları müridliğe kabul etmemişler, “Bizim yolumuzda hırka değil, hırfe (meslek) önemlidir” demişlerdir.
Hocaefendi’nin de sık sık vurguladığı gibi ümmete önderlik eden mutasavvıfların neredeyse hepsi bir meslek sahibidir. Tabakât ve tezkire kitapları bunların şahididir. Kimisi attârdır, kimisi kassâbdır, kimisi nessâc/dokumacıdır… İbadeti çalışırken yapmışlar, çalışıp kazandıklarıyla hayır yapmayı düşünmüşlerdir.5 Bunlara birkaç örnek verilecek olursa;
Hâce Yusuf Hemedânî, çizme imâlâtı ve çiftçilikle geçimini temin etmiştir.
Emîr Külâl’e çömlekçilik yaptığı için Külâl lakabı verilmiştir.
Bahâeddîn Nakşbend geçimini arpa, burçak ve kayısı yetiştirerek ziraatle sağlamıştır.
Ubeydullah-i Ahrar Semerkant’ta ziraat ve ticaretle meşgul olmuştur.
Nakşî geleneğinin bu büyüklerinin koyduğu en önemli prensiplerden birisi de dest be-kâr dil be-yâr (el kârda gönül yârda) şeklinde özetlenmiştir. Bu onların İslâm’a bağlılıklarının ve melâmet anlayışlarının bir neticesidir. Zîrâ İslâm’ın en önemli farzlarından birisi olan zekât iktisâdî, içtimâî ve ahlâkî bir olaydır.
Tarihimizde gördüğümüz bir yönüyle tasavvufî olan esnaf teşkilatlarına Ahîlik diyoruz. Bu teşkilat bir süre Osmanlı Devleti’nin kurulmasında da önemli rol oynamış bilâhare tesirli fonksiyonlar icra etmiştir. Teşkilatın başında ahî şeyhi bulunur; esnafın ahlâkî eğitimini ve meslek erbâbının uyması gereken kuralları tanzim eder; iktisâdî hayat bir ibadet zevk ve neşesi içerisinde yaşanırdı. Ahî şeyhinin altında esnaf arasındaki inzibatı temin eden kimselere Yiğitbaşı yahut Server denilirdi.
Burada Hocaefendi’nin isim koyma usulüne de temas etmek yerinde olacaktır. O’nun yeni doğan çocuklara ve çeşitli iktisâdî kuruluşlara verdiği isimler, isimlerin insan ve üzerindeki tesiri, çağrıştırdıkları ile -ki “isim müsemmâyı çağırır” denilmiştir- aslında başlı başına üzerinde durulması gereken bir husustur. Ancak biz bu konuyu geçip, kuruluşuna bizzat önayak olduğu bir holdinge verdiği ismi hatırlatmak istiyoruz; Server. Bu iktisâdî kuruluşa verdiği isim dahi onun geleneğimizle her fırsatta irtibat kurduğunun onu geliştirerek bugüne taşımak istediğinin küçük bir göstergesidir.
Hocaefendi’ye göre, ekonominin şahsî olanının, toplumsal olanının dışında bir de beynelmilel boyutu vardır. İçinde bulunduğumuz dünya atmosferinde ekonomi aynı zamanda önemli mücadele sahalarından da birisidir. Dünya üzerinde kıyasıya bir ekonomik savaş sürdürülmektedir. Müslümanlar da ekonomik yönden çok güçlü olmak için gece gündüz çalışmalıdırlar.
Kendisi de duyarlı bir müslüman ve inancının gereği olarak iktisâdî alanlarda önemli faaliyetler ve girişimlerde bulunmak için hem fertleri ve toplumu uyarmış, hem de yeri geldiğinde bizzat bu tür müesseseler kurdurmuştur. Her fırsatta vurguladığı gibi bunları yapmaktaki amacı da Allah’ın rızasını kazandıracak hizmetler yapabilmektir.

İletişim

akrafm-logo1Toplum içinde yaşamanın şartı iletişimdir. Hocaefendi’ye göre İslâm aynı zamanda iletişim dinidir. İletişim, enformasyon, bilgi nakli, bilginin bir başka tarafa nakli, muhabere, telekominikasyon veya sadece kominikasyon denilen olaydır. İslâm da budur; büyük ölçüde bu çalışma temeline dayanır. Peygamber Efendimiz, insanlara Allah’ın emirlerini bildirmeye gelmiş; bu iletişimdir. Sahabi-i kiram ve müslümanların görevleri İslâm’ı başkalarına yaymak ve öğretmek; bu da iletişimdir.
Yakub Çerhî, Buhara’dan ayrılırken Bahâeddîn Nakşbend ona: “Bizden aldıklarını Allah’ın kullarına ulaştır, yanındaki insanları hitap ile, uzaktakileri kitap ile irşad et” diyerek de iletişimin önemini vurgulamış ve kullanacağı vasıtaları da ihsas etmiştir.
Hocaefendi, aslında İslâm’ın sosyal teşkilatlarının çok kuvvetli, haberleşmenin mükemmel olduğunu söyler. Günde beş defa camide toplanmak; ezanla haberleşip camide beraber namaz kılmak; belde ahalisi olarak haftada bir Cuma namazlarında toplanmak; yılda bir dünya üzerinde hacda toplanmak birer ibadet olduğu gibi aynı zamanda bir teşkilatlanmadır, iletişimdir.
İnsanlar arasında bilgi transferi ve iletişim olmazsa sıkıntılar baş gösterir. O yüzden iletişim insanların hayatının önemli bir parçasıdır. Konuşma, işaretleşme, mektuplaşma, nasihat, vaaz, hutbenin her birisi iletişimin birer unsurudur. Batılı bu olgunun önemini kavramış; üzerine kitaplar yazmıştır.
İletişimin yolu anlatımdır. Anlatım, sözlü ve yazılı olabilir. Sözlü iletişimde bedenin dili önemli bir etkendir. İnsanın iletişim kurduğu kimseler ve kitlelere değer vermesi sözlü iletişimde başarının temel etkenidir. Hocaefendi’nin beden dilini kullanmasındaki ustalığı, etrafında büyük bir sevgi halesi bırakmasından bellidir. Bunun en büyük tezahürü de vefat törenleri esnasında görülmüştür. Yazılı iletişimin etkili şartlarını öğretmek için kendisi üniversitelerde dersler vermiş; bu konuya dair kitap kaleme almış; dergilere yazdığı başmakalelerle de bu alandaki maharetini isbat etmiştir.
Hocaefendi, iletişimin ehemmiyetini vurgulamak için şu çarpıcı örneği sık sık verir: “Kıbrıs harekâtı yapıldı, Kıbrıs Harekâtı’nda bir Türk gemisi batırıldı. Türk uçaklarının bombalarıyla batırıldı. Bu haberleşme eksikliğinin, yanlışlığının, geriliğinin nelere malolduğunu gösteren, hepimizin yaşadığı bir misaldir. Adamlar, muhribin güvertesinden ‘Biz Türküz!’ diye işaret ediyorlar. Türk uçakları da, ‘Bunlar yalandan Türk bayrağı çekmiş, aslında Yunanlı; Kıbrıs’a Yunanlılara yardıma gidiyorlar’ diye, bomba yağdırmaya devam ediyorlar. Kimbilir kaç kişi öldü?.. Yani, ne oldu bilmiyoruz. Fecî bir iletişimsizlik örneği.”
Bu yüzden iletişim insanlar ve toplumlar için hayati önem taşımaktadır. Hocaefendi, bu önemine binaen insanların çeşitli şekillerde tarif edilmesini ve bunlardan birinin de homo ekonomikus (iktisâdî faaliyetler yapan, iktisâdî yönü çok kuvvetli olan varlık) olduğunu, aynı onun gibi bugün de önemine binaen homo informatikus (haberleşmeye dayalı faaliyetleri götüren varlık) denilmesinin sezâ olacağını söyler. Osmanlı’nın yıkılış sebebini de büyük çapta bu yönünün eksikliğine bağlar. Bütün bu sebeplerden dolayı iletişim vasıtalarına yönelmenin gerekli olduğu düşüncesinde olan Hocaefendi, yazılı ve görsel medya alanlarında çeşitli faaliyetler gerçekleştirmiştir.
Bu gayelerle çıkarılan dergiler şunlardır:
1. İslâm Mecmuası.
2. İlim ve Sanat Dergisi. 1985′de yayın hayatına girmiş olan bu derginin ilk sayısı iletişim üzerinedir
3. Kadın ve Aile Dergisi.
4. Gülçocuk Dergisi.
5. Panzehir Dergisi.

Bunlar dışında haftalık bir aktüalite dergisi çıkarmayı, bu vesile ile toplumu, olayları sıcağı sıcağına bilgilendirmeyi çok istemiş ancak buna muvaffak olamamıştır. Yine uzun yıllardır gerçekleştirmeyi düşündüğü günlük gazete çıkarma fikri kısa bir süre de olsa Sağduyu Gazetesi olarak fiiliyata geçmiştir.
Kurulduğu günden beri ülkemizde yaygın ve etkin bir yayın çizgisi izleyen AKRA (Ak Radyo) ile tahsis keşmekeşi içerisinde bir türlü faaliyete geçirilemeyen AK TV (Ak Televizyon) de bizzat Hocaefendi’nin teşvik ve katkılarıyla kurulmuş olan medya kuruluşları olmuştur.
Hocaefendi, selefi İmâm-ı Rabbânî’nin düşüncelerini yaygınlaştırdığı vasıtaları olarak yazmış olduğu mektupların kopyalarını halk arasında dağıttırması gibi,yukarıda saydığımız araçlara ilave olarakkitap, dergi, kaset vesıtasıyla düşüncelerini halkla paylaşmak yoluna da gitmiştir.

Cami

bursa_ulucami1Cami kelimesi Arapça cem’ kökünden türemiş olup “toplayan, bir araya getiren” anlamlarına gelir. İslâm’da cami toplumsal olarak merkezî bir öneme sahiptir. Öncelikle cami hiçbir insanın mülkiyetinde değildir. “Beytullah” (Allah’ın evi) ifadesi şeklî değil, hukukî olarak sahibinin Allah olduğunu teyid eder. Cami mensubu veya üyesi olmak gibi bir imtiyaz söz konusu değildir; dünyadaki her müslüman eşit olarak bütün görevlere katılma, faaliyetlerde yer alma ve ibadetlerini eda hakkına sahiptir. “Giriş ücreti”, kayıt veya abone ücreti, kota, limit, yahut kısıtlama gibi durumlar da söz konusu değildir. Bağış sahiplerinin bir araya toplanan imkanlarıyla caminin vakıf haline gelmesi bunun pratik bir sonucudur. Saadet asrında cami mabeddir; eğitim-öğretim müessesesidir; kültür merkezidir; siyâsî merkezdir. Günlük beş vakit namaz kılınması dışında cami genellikle ibadet edenler için “sürekli eğitim” veren bir yer, içinde yerel üyelerin toplantılarını yaptıkları bir cemaat merkezi olarak görev yapmıştır. Okullar ilk olarak camide kuruldular ve sınıflar namaz aralarında ders gördü. Daha sonra, okullar camilerle birleştirilen müstakil binalarda yer aldılar. Müslümanlar için cami, büyük saygı ve sınırsız bağışlarına değer muhtar müesseselerdi. Toplumun her kesimi bu müessesede kendisini bulmuştu.
Hocaefendi, caminin fonksiyonlarını yitirdiğini kaydeder. Dinî düşünce caminin içine hapsolunamayacağı gibi, cami de toplumsal hayatın dışına itilemez. Bugün camilerimiz Peygamber Efendimiz’in zamanındaki gibi çalışmamaktadır. Ezandan biraz önce kapılar açılmakta, ezan okunmakta ve namaz kılınmakta, cemaat çıkınca da kapılar kapanmaktadır. Aslında böyle olmaması gerekir. İslâm’a göre caminin çok yönlü fonksiyonları vardır. Cami toplumun önemli buluşma merkezlerindendir. Hocaefendi, caminin bu özellikleriyle donandıkları dönemlerde büyük faydalar temin ettiğini, ancak bugün aynı özelliklerini koruyamadığını düşünmektedir.
“Camilere bakıyorum üzülüyorum” diyen Hocaefendi, bu müessesenin getirildiği durum ve olması gereken halini şu ifadelerle dile getirir: “Cami fonksiyonlarından kopartılmış; kolu, kanadı, gagası, ayağı kesilmiş, kuşa döndürülmüş durumdadır. Bizim her caminin yanında bir sosyal faaliyet alanı açmamız lazım!.. Lokalimizin olması lazım, lokalde toplantılarımızın olması lazım!.. Orda içki içilmez, -tabii, çok normal- kumar oynanmaz, mâlâyâni vakit geçirilmez. Ya oturulup iş üretilir, ya ilim öğrenilir, öğretilir. Ya da çeşitli toplantılar, buluşmalar, görüşmeler, çalışmalar yapılır. Bu da dallandırılabilir, çeşitlendirilebilir.”
Hocaefendi, caminin tarihimizdeki müsbet örneklerini de verir. Meselâ: “Bursa camileri bizim bu camiler gibi değildir” der. “Bursa’daki Orhan Gazi Camisi, Bursa’daki ilk devir camileri?.. Şaşarsınız. İçinde havuz vardır. İki tarafında odalar vardır. Odalarında ocaklar vardır, raflar vardır. Bir tarafında da merdivenle çıkılan, namaz kılınan, mihrablı minberli yeri vardır. O mihrablı minberli tarafın dışında, ocaklı, raflı odalar ne demek?.. Onu kimse anlayamıyor. Cami, Peygamber Efendimiz zamanındaki hakîkî vazifelerini gördüğü için öyle… Yani, camide toplanılıyor, camide oturuluyor, camide ısınılıyor, camide yemek yeniliyor, camide sohbet ediliyor, camide ilim irfan takip ediliyor.”
“Köylerimizde bile cami böyle değildi. Köylerimizin camilerinin bir yerleri vardı. Oralarda bir şeyler okunurdu; Muhammediyye okunurdu, Ahmediyye okunurdu. Kış geceleri boş geçmezdi. Camilerin odaları köyün toplantı yeriydi, dernek salonuydu. Şimdi bunlar unutulmuş. Eskiyi bile taşıyamamışız Yirminci Yüzyıl’a… Eskiyi bile koruyup, uygulayamamışız.”
Es’ad Coşan Hocaefendi eskiye ait ne varsa aynen muhafaza edilmesi düşüncesinde değildir. Sosyal organizmanın dinamik olduğunun bilincindedir. Onun düşüncesine köklülük ve süreklilik hakimdir. Toplumun ihtiyaçlarını karşılayan müesseselerin her zaman yeni durumlara göre geliştirilmesi, yeniden yapılanması gereklidir.Her sanatkâr kendisinden önceki sanatkârların birikimini alır, özümser ve sonuçta onların muhassalasından kendine özgü bir çalışma ortaya koyar. “İnsanoğlunun bugünkü medenî başarısı, çağların birikimi olup; tek bir şahsa ait ve münferit kişilere bağlı değil, kolektif üründür.”

İlim ve felsefe ferdî kabiliyetten tezahür eder. Ferdî kabiliyetleri harekete geçiren zihniyettir. Zihniyet, sosyal çevrede yeşerip gelişir ve bu ortamda tecrübe kazanır. Kazanılan tecrübe, biyolojik, psikolojik ve sosyal miras yolu ile kuşaklara intikal eder. Bir tek eser, bütün bir kompozisyonun temsilcisidir. Sosyal olaylar da iman ve iradenin eserleridir. Tarihe de bu gözle bakılmalı ve ibret alınmalıdır. Mimar Sinan’ın yaptığı da camidir. Ancak bu cami günün şartlarını dikkate alan bir toplumsal zemin üzerinde kurulmuş ve mimarî olarak geliştirilmiştir. Her bir eser, geleneğin hem bir süreği, hem de onun çeşitli yönlerden bir yeniden gözden geçirilişini içermektedir. Zîrâ tarihten gelen ortak miras, gündelik hayatın temel fonksiyonları üzerinde akıp gitmektedir.
Görüldüğü gibi Hocaefendi’ye göre cami hayatın merkezindedir. Toplumun her kesiminin her türden ihtiyacının karşılanmasında önemli fonksiyonlar icra etmesi için vardır. Öyleyse kadınlar ve çocuklara varıncaya kadar ihtiyaçları düşünülerek yeniden planlanmalı, her hâlükârda faaliyetler cami merkezli düşünülmelidir. O’na göre, “Müslüman insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar, yurtiçi, yurtdışı, şehir, köy, mezra, yayla.. vs. beş evli bir grup miktarına ulaştıkları zaman bir ibadet yeri tesbit edecek, ezan okuyacak orada toplanacak, namazlarını cemaatle kılacaklar; birlik ve beraberlik içinde ibadet edecekler, çünkü cemaat rahmettir, ayrılık, tefrika, gruptan kopma, kendi başına buyruk yaşama tehlike!”dir.

Hazırlayan: Dr. Necdet Yılmaz

Menu

  • AnaSayfa
  • Hakkımızda
  • İletişim

e- dergi

Gayemiz

Ülkemizde, Çevre, Kültür ve Ahlak duyarlılığına sahip resmi ve özel kuruluşlarla dayanışma halinde, temiz ve yaşanabilir bir çevre idealini benimsemiş milli kültür ve ahlak sahibi insanlardan meydana gelen bir toplumun oluşmasına katkıda bulunmak

Çevre

  • Çevre, Orman ve Ağaç nedir?
  • Su-Yeraltı Yerüstü Suları ve Kirliliği
  • Ormanlarımız ve Faydaları
  • Ormancılık ve Ürünleri Hakkında Bilgiler
  • En Yakın Çevremiz: Evimiz
  • Hava Kirliliğinin Beden Sağlığımıza Etkileri
  • Kullanılmış Kağıtların Geri Kazanımı
  • Çevre Korumasının İnsanın Doğal Yaşamına Etkisi
  • Çevre Kirliliğininin Enfeksiyonların Oluşumu Ve Yayılmasındaki Rolü; Alınması Gereken Tedbirler

Kültür

  • Kültürümüz ve Dilimiz
  • Kültür Nedir? ve Kültürün Tarifi
  • Kültür’ün Kademeleri ve Unsurları
  • Kültür ile Medeniyet (Civilisation) Arasındaki Farklar
  • Kültür Emperyalizmi
  • Kültür Sahasında Gerçekler
  • Milli Kültürümüz

Ahlak

  • Ahlak alt sayfa

Uşak İlimiz

  • Genel Bilgiler
  • Tarihi ve Coğrafyası
  • Tarım ve Sanayi
  • İlçelerimiz
  • Siyaset,Sanayi Tarihi ve Meşhurları
  • Karun Hazineleri Uşak’ta
  • Festival, Şenlik ve El sanatları
  • Evliya Çelebi gözü ile Uşak
  • Uşak Şivesi, İlenmeleri ve Efsaneleri
  • İlkler Şehri Uşak
  • Destanlar,Türküler,Tekerlemeler, Ninniler, Atasözleri ve Bilmeceler
  • Cirit, Halk Oyunları ve Kıyafetler
  • Ne Alınır?,Ne Yenir?,Yapmadan Dönme

Uşak Haritası

Son Haberler

  • Türkiye Birincisi İstanbul’dan
  • Türkiye Finali Sultanahmet’te
  • KUR’AN-I KERİM’İ VE MEALİNİ GÜZEL OKUMA YARIŞMASI
  • Kılavuzsuz Olmaz
  • Google’da Bilgi Aramanın İpuçları
  • Sünnet deyip geçmeyin
  • Keneler en çok nereden ısırıyor?
  • Şiddet İçerikli Bilgisayar Oyunları
  • Değerli Dostumuz
  • Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in “El-Emin” Vasfı