<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uşak Çevre Kültür ve Ahlak Derneği &#187; Duyuru ve Haberler</title>
	<atom:link href="http://www.cevka.org/site/category/duyuru-haber/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cevka.org/site</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Dec 2011 12:18:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.1</generator>
		<item>
		<title>İslâm’ı Anla ve Yaşa</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/islam%e2%80%99i-anla-ve-yasa/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/islam%e2%80%99i-anla-ve-yasa/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 12:36:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1641</guid>
		<description><![CDATA[Mayıs 1986 İslâm, âdemoğlunu esfel-i sâfilînden çıkarıp âlâ-yı illiyyîne ulaştırmak, behimiyyetten kurtarıp insân-ı kâmil haline getirmek için gelmiştir. İçinde her türlü maddî ve mânevî, ferdî ve içtimaî derde deva, her türlü rûhî ve bedenî hastalığa şifa vardır. Ama İslâm parçalanmaz bir bütündür; bir kısmı alınıp, diğer bir kısmı konulursa müsbet sonuç alınmaz; gayr-i muntazam alınan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/08/mec21-279x300.jpg" alt="" title="mec21-279x300" width="279" height="300" class="alignleft size-full wp-image-1642" />Mayıs 1986<br />
İslâm, âdemoğlunu esfel-i sâfilînden çıkarıp âlâ-yı illiyyîne ulaştırmak, behimiyyetten kurtarıp insân-ı kâmil haline getirmek için gelmiştir. İçinde her türlü maddî ve mânevî, ferdî ve içtimaî derde deva, her türlü rûhî ve bedenî hastalığa şifa vardır. Ama İslâm parçalanmaz bir bütündür; bir kısmı alınıp, diğer bir kısmı konulursa müsbet sonuç alınmaz; gayr-i muntazam alınan ilaçların, bir uyulan bir bırakılan tedavilerin fayda vermediği, bilakis hastalığı müzminleştirdiği, mikroba direnç ve bağışıklık sağladığı gibi…<span id="more-1641"></span></p>
<p>Bugünün müslümanları ise çoğunlukla bu gerçekten bîhaberdir: Ya inanır ama tatbik etmez, ibadete yanaşmaz; ya İslâm’ın bir yönüne taassupla bağlanır, öbür yönlerini ihmal eder; ya müslümanım der ama Avrupa’nın, Rusya’nın, Amerika’nın sapık veya kâfir felsefelerini beğenir benimser; ya din konusundaki sathî bilgisine bakmadan, derin konulara, bilmediği meselelere dalar, sapar ve saptırır; ya Allah’ın rahmetine güvenir, azabına ve gazabına aldırmaz; ya dinin şeklî tarafına özenir, özünü anlamını sezmez; ya kalıbını süsler, kalbini ihmal eder… hâsılı bir yanını eksik bırakır. Şairin dediği gibi:</p>
<p>İslâm’ın kendisinde hiçbir ayıp yoktur:</p>
<p>Gördüğün her ayıp, bizim şahsî Müslümanlığımızdandır.</p>
<p>Dört yandan mâmur bir müslüman görme hasretinden çatlar ölürsünüz. İslâm âleminin bugünkü perişanlığının ana sebebi budur; dünyada çektiklerimiz ve âhirette çekeceklerimiz bu yüzdendir.</p>
<p>Önünde büyük bir fırsat, feyizli bir ay, onun ardında da geniş bir tatil devresi var sevgili okuyucu!</p>
<p>Bu Ramazan’ı sonuncu Ramazan’ın bil, ne olur bu fırsatı iyi değerlendir! Kendin ve çevren, aile efradın veya diğer yakınlarınla İslâm’ı, Kur’an’ı, Resûlullah’ı, dinî ahkâmı; önyargılardan, peşin fikir ve kanaatlerden sıyrılmış olarak, dosdoğru anlamaya çalış! Onlara başka felsefe ve ideolojilerin, hasım inanç gruplarının, misyonerlerin, papazların, münkirlerin gözlüğü ile bakma! İslâm on beş asırlıktır, tarihî bir antika gibi üzerine saygıyla, sevgiyle, ihtimamla eğil, onun doğduğu çağa giderek, geliştiği muhitin şartlarına bakarak değerlendirmesini yap, ana kaynaklarına in, özünü iyi kavra, mesajını doğru al! Çevrede, cehalet veya menfaat, garez veya antipati saikasıyla onu sana çarpıtarak, ezerek, eğip bükerek anlatmaya çalışacak kimseler çoktur. Ama Allah’a sığın, O’ndan sana doğruyu göstermesini iste, araştır! Yirminci yüzyılın mukayeseli fikir ortamı sana gerçeği bulma şartlarını çok şükür ki sağlamıştır.</p>
<p>Doğruyu anladıktan sonra bil ki İslâm ütopya veya faraziye, hayal veya nazariye değildir; İslâm hayat nizamıdır, aklın delili, kalbin cilası ve ruhun gıdasıdır. İlminle amil ol, öğrendiğin İslâm’ı yaşa, şahsî hayatındaki ikilikleri, tezatları kaldır, kendini rûhen ve bedenen, kalben ve ahlâken düzene sok! Her şeyin İslâm’ca olsun. Görünüşün, düşünüşün, davranışın, yaşayışın, tercihin, sevmen veya kızman, desteklemen veya engellemen, emrin veya nehyin, konuşman veya susman imanî bir hakikate dayansın, ulvî bir gayeye yönelik olsun! Aktif ve enerjik müslüman ol!</p>
<p>Yıllar, Ramazan’lar, tatiller, fırsatlar geçer gider de sen hâlâ ham, hâlâ bîhaber, hâlâ bîfaide kalırsan halin nereye varacak, huzûr-ı Rabbi’l-izzete ne yüzle çıkacaksın?</p>
<p>Ne yatarsın, göçdü gitdi kervân!<br />
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletden.1</p>
<p>Dipnotlar<br />
49: Namık Kemal’in Şairliği ve Bütün Şiirleri, s. 10.</p>
<p>Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 110, bugün ise 0 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 31 January 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/islam%e2%80%99i-anla-ve-yasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Fethi ve Fatih</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/istanbul%e2%80%99un-fethi-ve-fatih/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/istanbul%e2%80%99un-fethi-ve-fatih/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 May 2011 07:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1576</guid>
		<description><![CDATA[“Kimdir, bu hatırası üzerine toplandığımız Fatih Sultan Muhammed Han?..”  Nice nice orduları yenen, beylikleri, devletleri, imparatorlukları yıkan, çağ kapayıp çağ açan, ülkeler fetheden, tarihe nice şerefli sayfalar ekleyen zât-ı muhterem… Bize içinde yaşadığımız şu dünyanın en güzel şehrini, iki kıtanın birbirine yanaştığı, iki deryanın birbirine kavuştuğu tarih ve tabiat hazinesi, hasnâ ve müstesnâ, bîmisl ü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="metin">
<p><span>“Kimdir, bu hatırası üzerine toplandığımız Fatih Sultan Muhammed Han?..”</span></p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span> </span><img src="http://www.zinde.info/data/upimages/MEC_Sohbet_ederken.JPG" border="0" alt="" width="330" height="250" align="left" />Nice nice orduları yenen, beylikleri, devletleri, imparatorlukları yıkan, çağ kapayıp çağ açan, ülkeler fetheden, tarihe nice şerefli sayfalar ekleyen zât-ı muhterem…<span id="more-1576"></span> </strong></p>
<p>Bize içinde yaşadığımız şu dünyanın en güzel şehrini, iki kıtanın birbirine yanaştığı, iki deryanın birbirine kavuştuğu tarih ve tabiat hazinesi, hasnâ ve müstesnâ, bîmisl ü bahâ beldeyi hediye eden; ama bizim türbesine bile doğru-düzgün, temiz-pâk bakamadığımız şehinşâh-ı mükerrem…</p>
<p>Bir bayram hatıramı nakletmek istiyorum: Yıllar önceydi. Bir dînî bayramımızda çocuklarımı nereye götüreyim, diye düşünürken, Fatih Sultan Mehmed Han aklıma geldi. Küçüklerin ellerinden tuttum. Bu şehri bize miras, hediye ve yâdigâr bırakan o muazzam Sultan’ın ziyaretine götürmeyi ilk vazifemiz bildim. Fatih Camii’nin avlusuna, haziresine geldik; türbe kapalıydı. Camlarından içerisini göstermek istedim; camlar kapalıydı. Çevresine baktık; tozlu, topraklıydı. Saçaklarına baktık; yağmur almış, ahşapları çürümüş, sarkmıştı. Oğlum dayanamadı, dedi ki:</p>
<p><strong>“Baba, büyüdüğüm zaman ilk işim, Fatih Sultan Mehmed Han’ın türbesini tamir etmek olacak!”</strong></p>
<p>O bize beldeler bağışlamış, biz onun türbesini korumaktan aciz; süslemekten, ziyaretçilere açık tutmaktan gafil torunlar…</p>
<p><img style="width: 232px; height: 389px;" src="http://www.zinde.info/data/upimages/İstanbulun_Fethi.JPG" border="0" alt="" width="232" height="515" align="right" />Bundan 537 yıl önce, yine böyle bir 29 Mayıs’ta ve ne garip tesadüf ki yine böyle bir salı günü, uzun, azimli, sabırlı ve inançlı bir muhasaranın sonunda, kat kat müstahkem surları parçalayarak, derin hendekleri aşarak; şairin dediği gibi;<br />
“Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâlullah” ile, tekbir ve tehlillerle, mansur ve mesrur, şâkir ve muzaffer olarak bu şehre girmeye muvaffak olan o eşsiz Serasker! Bembeyaz atı üzerinde, ak yüzlü, şahin bakışlı, yiğit komutan!..<br />
Bazı tarihçiler onu dünyanın en büyük siyasî şahsiyeti olarak ileri sürmüşler. İskenderlerden, Roma imparatorlarından, Dârâlardan üstün tutmuşlar. Osmanlı hükümdarları içinde şeksiz şüphesiz en büyük asker, en büyük devlet ve siyaset adamı, en büyük alim ve hatta mucit… Yaptığı, başardığı ve ortaya koyduğu akıl almaz işlerle, Osmanlılar’ın asırlarca sürecek olan refah ve saadetini hazırlamış bir müstesna şahsiyet…</p>
<p>Yirmiye yakın devleti ve bu arada iki imparatorluğu tarihten, coğrafyadan silmiş şahsiyet… 30 yıldan fazla süren saltanatında zevke sefaya dalmamış, seferden sefere koşmuş bir mücahit…</p>
<p>Arkadaşlarım beni Karadeniz’in müstesna güzellikte bir beldesi olan Amasra’ya götürmüştü. Götüren mühendis kardeşimiz, tepeden muhteşem manzaraya bakarken;</p>
<p>“Ne kadar güzel Hocam, değil mi?” dedi.</p>
<p>“Evet, çok güzel!” dedim.</p>
<p>“Fatih Sultan Mehmed burayı fethettikten sonra, bir nefes alımı dahi durmamış, sefere devam etmiş.” dedi.</p>
<p>Güzelliklerin kendisini bağlayamadığı bir kimse. Dağları aşmak için eteklerini beline bağlayıp, şahin burnundan ve sakalından ter damlayıncaya kadar yaya, yokuşları tırmanan bir kişi. Bir azim timsâli…</p>
<p>Trabzon seferinde, yolları gerçekten sarp ve aşılmaz bir dağa gelmiş. Atla da gitmek mümkün değil; atından inip, eteklerini beline sokup, dağa yaya olarak tırmanmış. Öyle yorulmuş ki, alnından akan terler burunları ucundan ve sakallarından nisan yağmuru gibi yere dökülmüş.</p>
<p>Fatih’in bu halini gören, kafiledeki Sâre Hatun;</p>
<p>“A sultanım! Trabzon nedir ki, savaş meydanlarının şehsuvârı attan inerek, yaya yürüsün ve yorulsun?” demiş.</p>
<p>Fatih Sultan ona şöyle derin derin bakıp;</p>
<p>“Bizim buralara gelişten maksadımız kale fethetmek ve servet kazanmak değildir. Buraları müslümanlara açmak, vatan yapmaktır. Allah’ın rızasını ve cihadın sevabını kazanmaktır. İslam’ın kılıcı bizim elimize emanet edilmiş. Eğer bu zahmeti çekmezsek, bize Gazi demek yalan olur; bundan dolayı çektiğimiz sıkıntılardan, daha çoğunu da çeksek yine azdır.” diye cevap vermiş.</p>
<p>Devlet teşkilatında büyük hamleler yapmış. İstanbul Üniversitesini kurmuş! Devrinin bir çok ilmini hızla öğrenmiş, bir çoğunda gerçek alim payesini ihraz etmiş, hatta dehâ eseri göstermiş, buluşlar yapmış; uçan füzeler, şâhî toplar, havadan, tepelerden gülle aşıran havan topları icat etmiş. Gemilerini, tarihin görmediği bir şekilde dağ ve tepe dalgalarından aşırmış.</p>
<p>Arapça ve Farsça’dan başka Türkçe’nin oldukça değişik bir lehçesi oluşuna rağmen Çağatay lehçesini; tebaasının dilleri olması hasebiyle, Yunanca’yı, Latince’yi, Sırpça’yı, İtalyanca’yı, İbranice’yi öğrenmiş.</p>
<p><img src="http://www.zinde.info/data/upimages/fatih_ve_aksemseddin.jpg" border="0" alt="" align="right" />Hocalarına sonsuz hürmet göstermiş, daima ellerini öpmüş. Molla Gürânî kendisinden 12 yaş büyük, Akşemseddin kendisinden 42 yaş daha büyük. Yılmaz Öztuna’nın iddiasına göre Mevlevî tarikatına müntesip imiş. İntisap ettiği çelebi, Emir Âdil Çelebi, 1461’de âhirete irtihal etmiş olan postnişin.Şiir ve sanata çok önem vermiş. Şaşılacak bir şey ki, divanı sadece âşıkâne şiirlerle dolu. İnsan başka şey tahmin ediyor, başından sonuna tarıyor. Demek ki delikanlılık çağında yazdı ve öteki şairlerin yaptığını yapamadı. Bazı şairler delikanlılık çağında yazdığı şiirlerini imha etmiş; Mehmed Âkif meselâ ve daha başkaları da imha etmiş, o imha edememiş.</p>
<p>Şiirleri âşıkâne, garip… Şiirde mahlası Avnî… Allahu Teâlâ hazretlerinin avn ü inayetine mazhariyyet temennisiyle olsa gerek. Çok dillerde dolaşan;</p>
<p>Bu muhteşem şahsiyet, bu eşsiz, emsalsiz insan, bir başka milletin büyüğü olsaydı; cihanı, hatırası için velveleye verirlerdi. Biz “500. Fetih Yıldönümü”nde, hükümet zoruyla, fetih şenliklerini bile zar zor yapabilmiştik; yapamamıştık, 1953’te.</p>
<p>Fatih’i benim övmem gereksiz; öven övmüş, asırlar önceden Peygamber Efendimiz’in övmesi mazhariyetine erişmiş bir kimse. Şâir;</p>
<p>Hâcet-i meşşâta nîst, rûy-i dilârâmrâ</p>
<p>“Güzel yüzün süsleyiciye, süse ihtiyacı olmaz!” diyor. Çünkü zaten güzel.</p>
<p>Bizim için, Fatih’in nasıl yetiştiği büyük önem taşıyor. Çünkü Fatih bir meyvedir. Meyveyi bir ağaç hasıl eder. Ağacı da çevresi, toprağı, iklimi besler. Fatih’i de devri, muhiti ve etrafındaki mübarek insanlar yetiştirdi ve geliştirdi. Bu dehayı yetiştiren kültür muhiti, eğitim ve ahlak sistemi, bizim için son derece önemli. Fatihler yetiştiren bir vasat, Fatihler yetiştiren bir çevre…</p>
<p>Fatih, çeşitli kültürleri tanıdığı; Rum’u, İtalyan’ı, Boşnak’ı, Rus’u, Trabzonlu’yu, Gürcü’yü… daha başka nice insanları tanıdığı halde, hatta gayr-i müslim hocaları ve sanatkar dostları olduğu halde, diyar diyar gezdiği halde, niçin dejenere olmadı, niçin bozulmadı?..</p>
<p>Niçin zaferden ve saltanattan başı dönmedi? Niçin zenginlik ve ihtişamdan şımarmadı? Niçin bazı halef ve selefleri gibi ıyş ü nûşa dalmadı? Zevk ü sefâya kapılmadı? Kendinden önce, (isimlerini zikretmeyelim de gıybet olmasın) bazı alimlerin tariz yollu, “Bari caminin dört köşesine de dört tane meyhane yaptırsaydın!” diye târizde bulunduğu ecdadı gelmiş-geçmiş. Kendinden sonra hareme kapanıp, ömrünü, hiç sefersiz, zevk ü ıyş ü nûş ile geçirmiş, şiirle, şarapla tükenmiş selefler yaşamış. Fatih, onların hiçbirisinin durumuna niçin düşmedi?..</p>
<p>Çünkü çok sağlam hocalarda, çok takvâ ehli alim ve fazılların elinde yetişti. Bir insanın asıl mayasını veren hocadır.</p>
<p>Herhalde bir de, ana babasının ve ecdadının en temiz kazanç yollarından biri olan gazâ yoluyla elde ettikleri helâl rızıkla beslenmiş olmasından…</p>
<p>Tekniğinden, teknolojisinden, ilminden, irfanından, uyanıklığından, zekâsından, dehâsından…</p>
<p><img style="width: 301px; height: 307px;" src="http://www.zinde.info/data/upimages/ist_fetih.jpg" border="0" alt="" width="284" height="378" align="left" />Bir takvâ kusuru, bir benlik duygusu, bir gönlü Allah’tan gayrı başka şeye bağlamak, bir fethin ve nusretin ancak Allah’tan geldiğine olan inançtaki küçük tezelzül, başında Peygamber bulunan bir sahabe ordusunun bile müşriklerin karşısında yenilmesine sebep olabiliyor. Zaferin bir tek sebebi var: Ahlâk-ı İslâmiyye, sabır, takvâ ve daha nice mezâyâ-yı İslâmiyye… <br />
<span> </span>“Efendim, Mısır’da bir alimle tanıştım, emsali yok. Takvâ ehli, dünya malına karşı müstağni, ciddî, derin bilgili. Onu tavsiye ederim, şehzademizi o yetiştirebilir.” diyor.</p>
<p>II. Murad, Molla Gürânî isimli bu mübarek zâtı çağırıyor;</p>
<p>“Şehzâdem Kur’an’ı sökemedi; size tevdi eylesek lütfeder misiniz?” diyor.</p>
<p>Kısa zamanda Kur’ân-ı Kerîm’i de söküyor; öteki ilimleri de söküyor ve ilimde o eşsiz mertebelere doğru yürüyor.</p>
<p>Mâneviyatın kuvveti…</p>
<p>İstanbul’u Fatih Sultan Mehmed fethetmiştir ama; Bir erenler ordusuyla fethetmiştir.</p>
<p>Bir eşsiz, emsalsiz İslâm ahlakıyla fethetmiştir. Bir sâfî, pak, temiz tasavvuf ile fethetmiştir. Biz bu fetihten ibret almalıyız. Fatih’i bu ahlâka sahip kılan eğitimden uzak kalamayız; gafil ve cahil kalamayız.</p>
<p><em>Prof.Dr. Mahmud Esad Coşan/İstanbul’un Fethi ve Fatih S.11-28</em></p>
</div>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 216, bugün ise 1 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 04 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/istanbul%e2%80%99un-fethi-ve-fatih/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ey Mü’minler, Allah’ın Dinine Yardımcı Olunuz!</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/ey-mu%e2%80%99minler-allah%e2%80%99in-dinine-yardimci-olunuz/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/ey-mu%e2%80%99minler-allah%e2%80%99in-dinine-yardimci-olunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 May 2011 07:26:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1558</guid>
		<description><![CDATA[Rabbimiz biz mü’minlere şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olunuz! Nitekim Meryem oğlu İsa havarîlere; ‘Kimler, Allah’a doğru giden yolda benim yardımcılarım olmak ister?’ demişti. Havarîler de ‘Bizleriz, Allah’ın yardımcıları’ demişlerdi&#8230;”[1] Demek oluyor ki istinasız iman ehli olan herkes, tıpkı Hz. İsa’nın (as.) ashabı olan havarîler gibi dîn-i İslâm’a hizmetle vazifelidir; O halde her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1566" title="45_b" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/05/45_b4-202x300.jpg" alt="" width="175" height="255" />Rabbimiz biz mü’minlere şöyle buyuruyor:<br />
“<strong>Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olunuz! Nitekim Meryem oğlu İsa havarîlere; ‘Kimler, Allah’a doğru giden yolda benim yardımcılarım olmak ister?’ demişti. Havarîler de ‘Bizleriz, Allah’ın yardımcıları’ demişlerdi&#8230;”<strong>[1]</strong></strong><br />
Demek oluyor ki istinasız iman ehli olan herkes, tıpkı Hz. İsa’nın (as.) ashabı olan havarîler gibi dîn-i İslâm’a hizmetle vazifelidir;<span id="more-1558"></span></p>
<p>O halde her mü’min, îlâ-yı kelimetullâha çalışmalı; dinî hakikatleri yaymalı, tebliğ etmeli, savunmalı; emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmalı, İslâm’ın hasım ve düşmanlarına karşı maddeten ve mânen canla başla cihad etmeli; malını Allah yoluna hayırlara sarf eylemeli; müslümanlara her yönden yardım etmeli, onların dertleriyle dertlenmeli, elemlerinden muzdarip olmalıdır.</p>
<p>Ama müslümanlar bu şuurda mıdır? Maalesef hayır!</p>
<p><strong>Müslümanların bir kısmı fakirdir; geçim derdine düşmüş, âhiretini unutmuş, dünya telaşına dalmış, feleğini şaşırmıştır.</strong> Allah’ın vermeyi vaat buyurduğu, tekeffül ettiği, rızkının peşinden koşup durmaktadır; garantilinin peşinden koşmakta, istenilen hizmetleri ihmal etmektedir. Halbuki Hz. Peygamber şöyle buyurmuş:</p>
<p>“Her kimin ki niyeti (hedefi, gayesi) âhiret olur; Allah onun dağınığını toparlar; gönlüne zenginlik verir; dünyalık da peşinden burnu sürte sürte (mecburen) gelir, ulaşır.”[2]</p>
<p>“Aksine, her kimin ki niyeti dünya olur; Allah onun işlerini dağıtır, fakirliği iki gözü arasına getirir; dünyalıktan da ona ezelde ne takdir edilmişse ancak o gelir (fazlası değil).”[3]</p>
<p><strong>Diğer bir kısım müslümanlar ise varlık içinde yüzmektedir, zengindir, dertsizdir, keyfi peşinde koşar, şatafata yönelmiş; vazifelerini, borçlarını, âhireti, hesabı unutmuştur; hasta olmaz, zora gelmezse Allah’ı anmaz.</strong> Malını hak yola harcamaz, dindaşlarının ıstırabını duymaz, fakir ve mazlum müslümanların perişanlığından duygulanmaz; ölenden, ölümden ibret almaz. Hak sözden, öğütten sıkılır; dindardan, alimden kaçar&#8230;</p>
<p>Halbuki Mevlamız böylelerini şiddetle tehdit eylemiş ve “Altını, gümüşü istifleyerek biriktiren, onları Allah yolunda (cihada, hizmete, hayra) sarf etmeyenleri elim bir azap ile müjdele!”[4] buyurmuştur.</p>
<p><strong>Diğer bir grup müslüman ise güya hak yolda gayrettedir ama asıl din düşmanlarını bırakmış, müslümanlarla cenge girişmiştir.</strong> Müslümanın müslümana kanı, canı, malı, ırzı, şerefi haram iken; birbirlerine üç günden fazla dargın kalması bile caiz değilken; gözünü kırpmadan canına kıyar, kanını döker, yuvasını yıkar&#8230; Buna da şer’î bir mesnet bulur, dinî bir gerekçe uydurup yakıştırır.</p>
<p><strong>Ele silah alıp karşı karşıya gelenler kadar olmasa da yine aynı zihniyetle çalışan bir başka grup daha var; gayretli ama ters doğrultuda; bir hizmet yapmak istiyor ancak yön sapık, bilgi sathî; karşısındaki müslümana hüsn-i zannı, sevgisi, müsamahası, şefkati, acıması yok.</strong> İşleri kıyasıya tenkit, mü’minleri tekfir edip kâfirlikle suçlamak; ulemayı, selef-i sâlihîni beğenmemek, dinimizin üzerine titrediğimiz ahkâmını kendi kısa reyleriyle tağyire kalkışmak, mezhebimize ve itikat esaslarımıza laubali hücum etmek; asılsız, temelsiz, mantıksız, hikmetsiz reformlar peşine düşmek; felsefeye, fikre, ilme doyamıyor gibi görünüp içtihatlar ortaya atmak, ortalığı ve zihinleri teşviş etmek&#8230; Ama bütün bu sakametlerine rağmen kendilerini doğru yolda sanıp bütün diğer müslümanları hatada görür, 1400 yıllık ulemayı hiçe sayar, tasavvufa çatarlar.</p>
<p>Bu kardeşler, kardeş olduğumuzu ne zaman anlayacaklar; eskilerin, yenilerin hukukuna riayeti ne zaman öğrenecekler; zaten bin bir maddî mânevî derdi olan dindaşlarına ezayı, hücumu ne zaman bırakacaklar?</p>
<p><strong>O halde değerli müslümanlar, sizler aslî vazifenizi unutmayınız.</strong> Allah’ın dinine gerçek yardımcılar olunuz, dünya hayatının zenginliği veya fakirliği, telaşı ve tasası sizi iyi kulluktan, salih amelden, güzel hizmetten alıkoymasın. Gayretlerinizin Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün sünneti istikâmetinde olup olmadığını sık sık inceleyip, irdeleyip kontrol ediniz. Müslüman kardeşlerinizle uğraşmayınız, onları incitmeyiniz ki onların zaten yeterince dertleri ve düşmanları var.</p>
<p>Yâ Rab, bize hakkı hak olarak gösterip ona uymayı nasip eyle, batılı batıl olarak tanıyıp ondan uzak olmayı müyesser kıl ve bizi bir göz yumup açıncaya kadar bile kendi nefs-i emmârelerimizin eline bırakma!</p>
<p>Prof. Dr. Mahmud Es&#8217;ad COŞAN (Rh.A)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kaynak</span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;">: </span></strong></p>
<p><a href="http://www.iskenderpasa.com/6C4BF09E-0B94-4E92-978B-6BBDB44E7647.aspx"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: small;">http://www.iskenderpasa.com/6C4BF09E-0B94-4E92-978B-6BBDB44E7647.aspx</span></strong></a><strong> </strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 179, bugün ise 0 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 06 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/ey-mu%e2%80%99minler-allah%e2%80%99in-dinine-yardimci-olunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabit Fikirli mi, Açık Fikirli miyiz?</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/sabit-fikirli-mi-acik-fikirli-miyiz/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/sabit-fikirli-mi-acik-fikirli-miyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 11:28:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1521</guid>
		<description><![CDATA[Düşünce nedir? Tefekkür etmek, bir sonuca varmak amacıyla incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihni yetiler oluşturmak, muhakeme etmek, aklından geçirmek, göz önüne getirmek, zihniyle arayıp bulmak, akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek, tasarlamak ve bunlara benzer diğer ifadeler ya da kavramlar… Bu yazı toplamda 193, bugün ise 1 kez görüntülenmiş, son okunma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1529" title="beyin" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/05/beyin.jpg" alt="" width="200" height="191" />Düşünce nedir? Tefekkür etmek, bir sonuca varmak amacıyla incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihni yetiler oluşturmak, muhakeme etmek, aklından geçirmek, göz önüne getirmek, zihniyle arayıp bulmak, akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek, tasarlamak ve bunlara benzer diğer ifadeler ya da kavramlar…<span id="more-1521"></span></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1523" title="sabit-acikfikirli" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/05/sabit-acikfikirli1.png" alt="" width="474" height="810" /></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 193, bugün ise 1 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 03 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/sabit-fikirli-mi-acik-fikirli-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boşanmalar Artıyor!</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/bosanmalar-artiyor/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/bosanmalar-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2011 06:33:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1465</guid>
		<description><![CDATA[Kanallarda dizileri, İnternette sayfaları suçlamak hiç kimsenin yüreğindeki ağırlığı hafifletmeyecekti. Mahkeme salonunda bir sıcak yuva daha dağılmıştı. Son zamanlarda ne kadar da çok arttı boşanmalar. Ne yüzdesini hesaplamak ne sudan sebeplerini araştırmak Sümeyye’lere, ne de Harun’lara fayda etmeyecekti… Mahkeme salonlarında mübaşirler, bu günlerde nedense Fatma’ları, Ömer’leri, Ayşe’leri, Bilal’leri, Zeynep’leri, İbrahim’leri davet ediyorlar duruşmaya. Tek sillede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1467" title="boşanma" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/04/boşanma1.jpg" alt="" width="173" height="150" />Kanallarda dizileri, İnternette sayfaları suçlamak hiç kimsenin yüreğindeki ağırlığı hafifletmeyecekti. Mahkeme salonunda bir sıcak yuva daha dağılmıştı.<br />
Son zamanlarda ne kadar da çok arttı boşanmalar. Ne yüzdesini hesaplamak ne sudan sebeplerini araştırmak Sümeyye’lere, ne de Harun’lara fayda etmeyecekti… Mahkeme salonlarında mübaşirler, bu günlerde nedense Fatma’ları, Ömer’leri, Ayşe’leri, Bilal’leri, Zeynep’leri, İbrahim’leri davet ediyorlar duruşmaya. Tek sillede yıkmak için yuvalarını. Tek celsede bozmak için ahitlerini.<span id="more-1465"></span><br />
Sebeplerin failleri oldukça alt alta sıralayanlarda çok olacaktır. Son yılların ortaya çıkardığı kötü sonuçların nedenlerinden bazılarını bizde sıralayalım ne faydası olacaksa. Özellikle muhafazakâr diye tanımladığımız ailelerde sıradanlaşmaya başlayan bu ayrılıklar zamanla ne oldu da böyle arttı. Merak edip araştıranların ya da biraz kafa yoranların çıkardığı liste maalesef uzun olacaktır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Nazlı nazlı büyütülen kız çocukları;</strong></span> Eskiden kızların fazla konuşması, gülmesi hoş karşılanmazdı. Bazı yerlerde durmaları gerektiği öğretilirdi. Şimdilerde kız çocukları ne yapsa mubah. Ya da pedagojik bir gerekçeye dayandırılıyor davranışları. Hanım olmak anne olmak eş olmak gündemlerinde yok. Ekonomik özgürlük her şeyden daha mühim onlar için. En çok da anneleri tarafından destekleniyorlar.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Fazlasıyla özgüvenle donatılan erkek çocukları,</strong></span> Özgüven aslında insanın haddini ve kadrini bilmesidir. Ama şimdi çocuklarımıza sadece kadrini ve kıymetini öğretiyoruz. Onlar da kendilerini en önemli varlıklar olarak algılıyorlar. Muhafazakâr aileler çocuklarını hafız yapabiliyor ama sorumluluk sahibi yapamıyor. Oysa çocuklarımızı her konuda donatmalıyız.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Geç zamanlara bırakılmış evlilikler;</strong></span> İzdivaç geciktirme modasının da bu konuya etkisi var elbette. Sözüm ona özgür hayata alışan erkek ya da kadın kimsenin kendisini kısıtlamasını istemiyor. En ufak bir sorun gözlerinde büyüyor. Geç de olsa kurulan yuva sürdürülmeye değil sonlandırılmaya çalışılıyor.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Erkeklerin erkekçe büyütülmemesi</span>;</strong> Bu henüz yeni bir sorun. Bakalım o ne sonuçlar doğuracak. Erkek çocuklarının çoğu babasının yoğun iş temposundan dolayı anneleriyle vakit geçiriyorlar. Erkek olmayı bir çocuk annesinden ne kadar öğrenebilir ki. Annesiyle alışverişe gidiyor. Annesiyle günlere katılıyor. Berbere bile annesi götürüyor. Çünkü babası meşgul. Çocuk babasıyla esnafı gezemiyor, pazarlık yapmayı eve ekmek götürmeyi öğrenemiyor.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Maddiyatçılığın arması</span>;</strong> Bu herkesçe malumdur artık. Eskiden para her yerde geçmiyordu. Para ile halledilmeyecek birçok iş vardı. Bu yüzden komşuluk, arkadaşlık, karı kocalık mühimdi. Şimdi borç eş dosttan değil bankadan alınıyor. Yaşlılara paralı bakıcılar bakıyor. Büyük ve işin içinden çıkılması zor işlere gündelikçi kadınlar geliyor. Paradan başka sorun çözücü kalmadı artık. Eskiden herkesin birbirine minneti vardı.<br />
Muhtaçlığı azaltan para bu kadar geçmiyordu.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Erkenden verilmeyen dini terbiye</span>; </strong>Pedogojik kaygılarla ısrar edilmiyor, baskı olur da ters teper diye gerçekler çocuklara anlatılmıyor.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Sonsuz güvenilmesi</span>,</strong> Evlatlarımızı eşlerimizi ne kadar sevsek de onların kul olduklarını unutmayalım yanılabilirler. Sonsuz güven bazen aleyhimize olabilir.<br />
Çiftler ve yakınları, evlilikleri sürdürmek için değil sonlandırmak için çaba gösteriliyor.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Eşitlik yarışı</span><br />
<span style="text-decoration: underline;">Binaların yakınlığı mahremiyetin korumasızlığı</span>,</strong> Artık komşuluklar azaldı. Fakat yakınlıklar ve cismani mesafeler daraldı. Bir sürü haberler duyuluyor komşunun komşuyla kaçtığına dair. Maalesef modern dünyanın modern binaları bu mesafeyi koruyamadı. İnsanlar birbirini rahat penceresinden görebiliyor. Seslerini de duyabiliyor.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Merak</span>;</strong> Sadece merakından bilgisayarda sakıncalı ve yuva yıkan yakışıksız ortamlara girenler maalesef yakasını kurtaramayabiliyor.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Kariyer isteği</strong></span><br />
Para olunca mutlu olacağını sanarak evlilik tercihinde bulunmak. Son zamanlarda çalışan gelin alma isteği var anne babalarda. Ya da maaşı dolgun damat önceliği. Bu da herkesin tahmin edebileceği sonuçlar doğuruyor.<br />
Bütün bu sebeplerin bu günkü sonuçları ortaya çıkarması çok acı. Ve daha birçok sebep var saymadığımız. Hepsi değerlerimizden uzaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor bizlere.<br />
Hayat bir seyr-ü suluktur daima bir yerden bir yere… Bir mertebeden diğerine, bir mevsimden başka bir mevsime, varlıktan yokluğa, hayattan ölüme. Gidenlerin işi kolay mıdır bilinmez? Ama giderlerken veya vardıklarında yeni bir heyecan ve adrenalinin içinde daha kolay oyalanırlar. Zor olan kalanların işidir. Özlemek, ağlamak beklemek hep onların payına düşen şeylerdir… Giden kararı verenin kendisi olmasından dolayı daha pişkin katlanır başına gelenlere. Kalan ise her zaman titrer korkuların ortasında. Özlemlerin yamacında.<br />
Allah gidenleri de kalanları da merhametiyle kuşatsın. Örnek aileler kurmayı bütün gençlerimize nasip etsin.</p>
<p>NOT: Bunlar analitik araştırma yazılarıdır. Yoksa bu konunun uzmanları Davranış Bilimcileri, Psikologlardır. Kimsenin alanına girmek istemeden kaleme alınmıştır.</p>
<p>BETÜL ŞATIR</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 149, bugün ise 0 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 05 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/bosanmalar-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ailede Huzur ve Mutluluğun Düşmanı: Münakaşa</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/ailede-huzur-ve-mutlulugun-dusmani-munakasa/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/ailede-huzur-ve-mutlulugun-dusmani-munakasa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 08:21:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1459</guid>
		<description><![CDATA[Ailede mutluluğun birtakım düşmanları olup, onlardan biri de nahoş münakaşalardır. Münakaşa, bir kıvılcım gibi küçükten başlar ama sonunda büyük yangınlara sebep olabilir. Her iki taraf çok iyi yetişmişse; mütekabil hak ve vazifelerinin tam idrakinde ise mesele yok! Ailede huzur ve mutluluk tamamdır. Bilhassa İslâmî terbiye almış eski kibar bey ve hanımların, ömür boyu hiç birbirlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1460" title="lale" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/04/lale.jpg" alt="" width="237" height="213" />Ailede mutluluğun birtakım düşmanları olup, onlardan biri de nahoş münakaşalardır. Münakaşa, bir kıvılcım gibi küçükten başlar ama sonunda büyük yangınlara sebep olabilir. Her iki taraf çok iyi yetişmişse; mütekabil hak ve vazifelerinin tam idrakinde ise mesele yok! Ailede huzur ve mutluluk tamamdır. Bilhassa İslâmî terbiye almış eski kibar bey ve hanımların, ömür boyu hiç birbirlerini kırmadıklarını, gül gibi geçindiklerini, nadir de olsa duyuyor, görüyor ve biliyoruz.<span id="more-1459"></span></p>
<p>Buna karşılık pek çok ailede ise maalesef kavga ve dırıltı eksik olmaz. Kavgacılardan herbiri karşı taraftakini suçlar, kendinde bir kabahat olmadığını savunur. Biz işte öylelerine, çok faydasını görecekleri bir gerçeği hatırlatmak isteriz.</p>
<p>Kavga ancak her iki taraf da istediği zaman çıkabilir.<br />
Yani taraflardan biri kavgayı istemez ve kaçınırsa kavga olmaz ve önlenir. Bunun için kavgayı istemeyen taraf önceden basiretli davranmalı, işi kötüye vardırmamalı, hatta haklı gördüğü cevabı bile vermekten kaçınmalıdır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Haklı olduğu halde münakaşadan kaçınan ve cedelleşmeyi terk edene cennetin ortasında bir köşk garanti ederim.”12 buyurarak bu konudaki fedakârlığın ne kadar sevaplı olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Büyük mezhep imamlarından Ahmed b. Hanbel’in (rha.) Ebû Hüreyre’den (ra.) rivayet ettiği diğer bir hadîs-i şerîfte de konu ile ilgili güzel dersler ve ibretler vardır:<br />
Birgün, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile oturmakta olan Ebû Bekr-i Sıddîk (radıyallâhu anh) Efendimiz’e müşriklerden biri sataşır, ta’n etmeye, ağır sözler söylemeye kalkışır. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Peygamberimiz’in huzurunda ona sonsuz hürmeti sebebiyle mukabelede bulunmaz, susar, sabreder. Fakat karşıdaki densiz adam, işi uzatıp azıtınca, haklı ve makbul birkaç sözü edep dairesinde söylemeyi uygun bularak, cevaba kalkışınca, Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), derhal yerinden kalkıp oradan uzaklaşmaya başlar.<br />
Bu durum üzerine Ebû Bekir (radıyallâhu anh) anında, o adamı ve tatsız münakaşayı bırakıp Resûlullah Efendimiz’in ardından yetişir, özür diler:<br />
“Anam ve babam sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü, haklı olduğumu sanıyordum, bir hata mı işledim, size karşı sû-i edebde mi bulundum, sizi kırdım mı acaba…” diye sorar.<br />
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o zaman şu enteresan açıklamayı yapar:<br />
“Ey Ebû Bekir! Münakaşanın başlangıcında senin yanında bir melek vardı; o kötü adamın sözlerine o cevap veriyor, sana yapılan hakaret ve tecavüzü o reddedip, seni mânen müdafaa ediyordu. Ama sen kendin cevap vermeye başlar başlamaz şeytan ortaya çıktı, aranıza geldi. Ben ise bir peygamber olarak, aynı mekânda şeytan ile beraber oturacak kişi değilim. Onun için yerimden kalkıp orayı terk ettim.<br />
“Ey Ebû Bekir şu üç şey haktır (muhakkak olur):<br />
“. Hiçbir kul yoktur ki herhangi bir zulme veya haksızlığa maruz kalsın, ama aziz ve celil olan Allah için sabretsin, karşılık vermekten vazgeçsin de Allah, bu hareketine mükâfat olarak onu ilahî yardımı ile aziz ve galip etmesin. (Yani: Allah muhakkak ona yardım eder, onu aziz ve galip kılar.)<br />
“. Hiçbir adam yoktur ki akraba ve dostlarına, yakınlık ve muhabbet için hediye verme kapısını ve yolunu açsın da Allah onun mal varlığını çoğaltıp arttırmasın. (Yani: Muhakkak öyle iyi niyetli cömertlerin malını arttırır.)<br />
“. Hiçbir adam yoktur ki mal biriktirmek ve çoğaltmak hırsıyla dilenme kapısını açıp o yola gitsin de Allah onun fakirliğini ve sıkışıklığını arttırmasın. (Yani: Allah, mal hırsıyla dilenenin mutlaka fakirliğini arttırır.)”13</p>
<p>O halde, sevgili okuyucular, siz de cedel ve münakaşadan haklı bile olsanız kaçının: Hem yuvada mutlu olur hem de âhirette büyük sevaplara erersiniz.</p>
<p>Başmakaleler (Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan)</p>
<p>Dipnotlar<br />
1. Ebû Ümâme’den (ra.) nakledilen rivayet için bk. Ebû Dâvûd, “Edeb”, 7, hadis no: 4800; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, VIII, 98, 186, hadis no: 7488, 7770; a.mlf., el-Mu‘cemü’l-evsat, I, 269, hadis no: 878.<br />
2. Ebû Hüreyre’den (ra.) nakledilen hadis için bk. Ahmed b. Hanbel, II, 436, hadis no: 9622; Kudâ’î, Müsnedü’ş-Şihâb, II, 30, hadis no: 820; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 236.<br />
.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 318, bugün ise 3 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 03 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/ailede-huzur-ve-mutlulugun-dusmani-munakasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefs ve Müstehcenlik</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/nefs-ve-mustehcenlik/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/nefs-ve-mustehcenlik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 12:35:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1453</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın içinde eskilerce &#8220;nefs&#8221; denilen bir mânevî varlık bulunur ki bu, onun kendi benliğidir. Terbiye görmemiş haliyle aşağı bir seviyededir, kötülüğe meyyal ve şehevata heveslidir; yemek, içmek, uyumak, eğlenmek, zevklere dalmak, beğenilmek, övülmek, hükmetmek&#8230; ister, ciddi işlerden kaçar, vazifelerden yan çizer, hiç bir kanun ve kayıt kabul etmek istemez, sahibini âdeta esir alır, kendi arzu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1454" title="nefs" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/04/nefs.jpg" alt="" width="200" height="150" />İnsanın içinde eskilerce &#8220;nefs&#8221; denilen bir mânevî varlık bulunur ki bu, onun kendi benliğidir. Terbiye görmemiş haliyle aşağı bir seviyededir, kötülüğe meyyal ve şehevata heveslidir; yemek, içmek, uyumak, eğlenmek, zevklere dalmak, beğenilmek, övülmek, hükmetmek&#8230; ister, ciddi işlerden kaçar, vazifelerden yan çizer, hiç bir kanun ve kayıt kabul etmek istemez, sahibini âdeta esir alır, kendi arzu ve hevaları peşinde sürükler durur.<span id="more-1453"></span></p>
<p>Nefs, bu tarif edilen huy ve haliyle kalır ve kuvvetlenirse ıslah edilmesi zorlaşır; insana, başlıca hasımların yapamayacağı kadar büyük zarar verir; onu maddî ve mânevî türlü tehlikelere düşürür. Mesela ayyaş ve berduş eder, kumara müptela kılar, arsızlık yaptırır, canlar yaktırır, yuvalar yıktırır, zulümler ettirir, hapse düşürür, mezara götürür.</p>
<p>Nefsi, küçükken terbiye etmeye başlamalıdır. Mesela çocuğa her istediğini alamayacağı, kendisini bazı mahrumiyetlere alıştırması gerektiği sezdirilmelidir. Biraz büyüyünce sıkılsa da bazı zorunlu vazifeleri yapması öğretilmelidir; namaza, oruca başlatılmalıdır, sabah erken kaldırılmalıdır, oburluğuna karşı çıkılmalıdır.</p>
<p>Aksine nefse her istediğini alma alışkanlığı yerleşirse, artık zabt ü rabtı mümkün olamaz; istediği olmayınca –afyon mübtelaları gibi– azıtır, serkeşleşir, ferman dinlemez, kriz geçirir.</p>
<p>Nefsin acayip bir huyu vardır: İstediği verildiği zaman teskin ve tatmin olacak yerde iştihası daha çok artar, arzusu daha da kuvvetlenir; yedikçe oburluğu artar çatlayıncaya kadar; uyudukça tembelliği artar işi gücü terk edinceye kadar; mal buldukça hırsı artar gözünü toprak dolduruncaya kadar&#8230;</p>
<p>Müstehcenlik konusunda da aynı kanunlar cereyan eder: O arzu kurcalandıkça kudurur, uyuyan bir yılan iken yedi başlı ejderha halini alır. Delikanlıyı verem eder, kızı evden kaçırtıp sokak kadını haline sokar, yuvalar söndürür, utançla başlar eğdirir, cemiyetleri alçaltır, şehirleri yerlere batırır, nesilleri dejenere eder, kavimleri Allah’ın kahrına uğratır, helak eyler.</p>
<p>İslâm dini bu ciddi konudaki tehlikeyi önceden engellemek için örtünmeyi (tesettürü) emretmiş, hatta kadın-erkek ihtilatına, nâmahremlerin bir arada, yan yana olmalarına karşı çıkmış; harama bakmayı yasaklamış, gözlerin ve ellerin de zina edebileceğini bildirmiş; bir kapı veya pencereden içeri bakmanın bile, izinsiz o eve girmek gibi günah olacağını belirtmiş; namusu, iffeti titizlikle korumuş; aileye, yuvaya büyük değer, hatta kutsallık vermiş; ev halkına yapılan masrafları cihatla eşdeğer saymış; kadını kocasına sevgi ve saygıyla bağlanmaya, erkeği karısının mutluluğu ve korunması için çalışmaya, her ikisini de çocuklarını iyi yetiştirmek için sorumluluğa davet etmiş; fitne ve fesat olmasın diye gençlerin erken evlendirilmelerini teşvik ve tavsiye eylemiş; evlendirilmesi geciken çocuklar bir günah işlerse ebeveynin mesul tutulacağını bildirmiştir.</p>
<p>O halde sevgili okuyucular!</p>
<p>1. Kendinizin ve çoluk çocuğunuzun nefs terbiyesine itina gösteriniz, zayıf iradeli, arzuların esiri olmayınız.</p>
<p>2. Müstehcen ve ahlâk bozucu neşriyatla mücadele ediniz, onlara bakmayınız, evinize sokmayınız, bu konuda yakınlarınızı da ikaz edip göreve davet ediniz.</p>
<p>3. Kendiniz tesettüre riayet ediniz, çocuklarınızı hatta büluğ çağından önce bile, tesettüre alıştırınız.</p>
<p>4. Allah’ın emirlerini, Resûlullah’ın hadislerini öğreniniz, öğretiniz, tatbik ediniz.</p>
<p>5. Mümkünse evladınızı çabuk evlendiriniz.</p>
<p>Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun!</p>
<p><strong><a href="http://www.internetpazar.com/kadin-ve-aile-dergisi-basmakaleleri-basmakaleler2.html" target="_self">Mahmud Esad Coşan Başmakaleler-2 S.40-41</a></strong></p>
</div>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 131, bugün ise 1 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 04 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/nefs-ve-mustehcenlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En İyi Diyet Sünnet</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/en-iyi-diyet-sunnet/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/en-iyi-diyet-sunnet/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2011 06:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1446</guid>
		<description><![CDATA[Obezite bugün birçok hastalığın baş sebebi. Batı nüfusunda obezitenin artmasının yanında ülkemizde obezite tehlike sinyalleri veriyor. Şişmanlıkla birlikte yüzlerce diyet formülü yazılıyor, uygulanıyor. Doç. Dr. Hayati Yılmaz, Peygamber Efendimiz’in (sas) beslenmeyle ilgili uygulamalarına ve sözlerine dikkat çekiyor: “Obeziteyle, sünnete uyularak baş edilebilir.” Günümüz insanının sorunları arasında kilo problemi önemli yer tutuyor. Çocuk, genç, yaşlı; her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1447" title="8BC_sofra" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2011/03/8BC_sofra.jpg" alt="" width="250" height="188" />Obezite bugün birçok hastalığın baş sebebi. Batı nüfusunda obezitenin artmasının yanında ülkemizde obezite tehlike sinyalleri veriyor. Şişmanlıkla birlikte yüzlerce diyet formülü yazılıyor, uygulanıyor. Doç. Dr. Hayati Yılmaz, Peygamber Efendimiz’in (sas) beslenmeyle ilgili uygulamalarına ve sözlerine dikkat çekiyor: “Obeziteyle, sünnete uyularak baş edilebilir.” <span id="more-1446"></span></p>
<p>Günümüz insanının sorunları arasında kilo problemi önemli yer tutuyor. Çocuk, genç, yaşlı; her yaştan birçok insanın obeziteye varan kilolarıyla mücadelesi için geliştirilen diyetlerin çoğundan istenen verim alınamıyor. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayati Yılmaz, Peygamber Efendimiz’in (sas) sünnetine göre beslenen insanın obez olamayacağını söylüyor. Yılmaz, obeziteyle Allah Resulü’nün ‘diyet’ine dönülerek baş edilebileceğini belirtiyor. İlahiyatçı Yılmaz, “Az yerken diyet yapma düşüncesiyle değil, Sevgili Efendimiz’in sünnetine uyma düşüncesiyle hareket edilmelidir. Aksi halde diğer diyetler gibi başarısız olmak kuvvetle muhtemeldir.” diyor.</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in (sas) bütün hayatının Müslüman için en ideal yaşam tarzı olduğunu belirten ilahiyatçı Yılmaz, “O (sas), her yönüyle bizim üsve-i hasenemizdir (en güzel model). Bu çerçevede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olan yeme-içme konularında da Sevgili Efendimiz’in tavsiyeleri ve hatta emirleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.” diye konuşuyor. Yüce Allah’ın, yarattığı insan için neyin en iyi olduğunu çeşitli yollarla ilettiğini hatırlatan Yılmaz, “Bunu sadece din ile sınırlamak doğru değildir. İnsanın beden ve ruh sağlığı konusunda da bildirilenler vardır. ‘Yiyin, için, ama israf etmeyin.’ ayeti, beslenme konusundaki İlahî buyrukların en önemlisidir.” şeklinde konuşuyor. Hayati Yılmaz, obezitenin, yeme-içme konusundaki israftan kaynaklandığını söyleyerek, “Peygamber Efendimiz’in (sas) bu husustaki temel sünneti ise ‘az yemek’tir. Hatta Efendimiz’e göre, insanı ayakta tutacak birkaç lokma yeterlidir.” diyor. Sünnete uygun yemenin ve içmenin ‘yaşam tarzı’ olduğunu belirten Yılmaz, sünnete uygun yaşandığı takdirde, Hz. Peygamber’e benzeme davranışı sergilendiği için çok önemli bir dinî boyut yakalanmış olacağını sözlerine ekliyor.</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in (sas) sünnetlerine hikmetleri aranmadan uyulması gerektiğini ifade eden Yılmaz, sahih kaynaklarda yer alan hadisleri kabul edip gereğini yapmanın, faydası yine kendimize olacak sağlıklı bir hayatın vesilesi olduğuna değiniyor. Oruç tutulduğunda bir farzı yerine getirmiş olmanın yanında sağlık faydalarının da elde edildiğine dikkat çeken Yılmaz şöyle konuşuyor: “Genel anlamda yeme-içme sünnetine uyulduğunda benzer yan etkiler bizim sağlıklı ve dengeli beslenmemize de çok değerli katkılar sağlayacaktır. ‘Göbekli Müslüman’ tipinin, Efendimiz’in, ümmeti için endişe ettiği durumlardan biri olduğunu bilen Müslüman, elbette ki, değil obez, göbekli bile olmamak için beslenmesine dikkat edecektir.”</p>
<p>Gıdalar temiz olmalıdır, yemede israftan kaçınmalıdır, yiyecekler çeşitli (mütenevvi) olmalıdır, bazı kurallara riayet edilmelidir. Kur’ân-ı Kerîm, pek çok âyetinde, yeryüzündeki “rızık olarak verilenlerin temizlerinden”, “temiz ve helâl olanlarından” yenilmesini emretmektedir. Temizlik şartı ile kimyevî yapısı yönünden “beden ve akla” zararlı olmaması kastedilir. Helâllik şartı ile de dinen haram edilmemiş rızıklardan olması ifade edilir.</p>
<p> Beslenmenin ana prensiplerinden birisi de gıdanın israf edilmemesidir. Kur’ân-ı Kerîm, “(…) yiyin için israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez” âyetiyle bu esâsı vazeder.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Yemeğe başlamadan önce ve yedikten sonra ellerin yıkanması, besmele ile başlayıp dua ile bitirilmesi, sağ elle önünden ve tabağın kıyısından alınması, yüzü koyun yatarken yenilmemesi, suyun üç solukta içilmesi, sofraya konulan yemek hoşa gitmediği takdirde tenkîd edilmemesi, ekmeğin küçük parçalara bölünmesi, kırıntı vs. şeklinde düşen parçaların atılarak israf edilmemesi, sarımsak soğan gibi kokularıyla başkasını rahatsız edici gıdaların çiğ yenilmemesi gibi hususlar da tavsiye edilmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Aile fertleri ayrı ayrı yemek yememeli</strong></p>
<p>Yemeğin mühim âdâblarından biri de cemaat hâlinde topluca yemektir. Aile fertlerinin ayrı ayrı yemesi hoş karşılanmamaktadır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Allah nazarında yemeklerin en hoşu, üzerine uzanan ellerin çok olduğu yemektir.” “Hep beraber yiyin, dağılıp ayrılmayın, zira bereket cemaatledir” buyurur.. Kendisine: “Yiyoruz fakat bir türlü doyamıyoruz (ne yapalım?) diye dert yanan bir kimseye Hz. Peygamber sorar: ‘Yemeği ayrı ayrı mı yiyorsunuz, yoksa beraber mi?’ Adam, “Ayrı ayrı” deyince, “Öyle ise sofraya beraber oturun, besmeleyi çekin, yemek hakkınızda mübarek kılınır.” cevâbını verir. Cemaatle oturulunca yemeğe önce büyüklerin başladığı sofrada, Hz. Peygamber sohbeti eksik etmezdi. Bu sebeple yemek esnasında nezih ve hoş mevzuların konuşulması, güzel hikâyelerin anlatılması umûmî bir âdâp olarak benimsenmiştir ki bu husus, aile fertleri arasındaki samimiyetin artmasına yardımcı olur.</p>
<p>zaman gazetesi/ Doç.Dr.Hayti YILMAZ</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 207, bugün ise 1 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 06 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/en-iyi-diyet-sunnet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>M. Zâhid Kotku Hocaefendi Akra Fm&#8217;de Yâd Ediliyor</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/m-zahid-kotku-hocaefendi-akra-fmde-yad-ediliyor/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/m-zahid-kotku-hocaefendi-akra-fmde-yad-ediliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:57:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1386</guid>
		<description><![CDATA[  20. yüzyılın önemli mürşidi kâmillerinden gönüller sultanı Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi, dünyaya gelişinin Hicri 117. yıldönümü vesilesiyle Kur’an-ı Kerim hatimleriyle ve AKRA FM’de özel programlarla Çarşamba günü yâd edilecek.  M. Zahid Kotku Hocaefendi, AKRA FM’de 18 farklı programdan oluşan özel yayın akışıyla, ikindi namazından sonra Süleymaniye Camii haziresindeki kabirleri başında ve akşam namazını müteakiben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2009/03/mzk11.jpg"></a> </p>
<p><a href="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2009/03/mzk1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-257" title="mzk1" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2009/03/mzk1.jpg" alt="" width="233" height="182" /></a>20. yüzyılın önemli mürşidi kâmillerinden gönüller sultanı Mehmed Zâhid Kotku <a href="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2009/03/mzk11.jpg"></a>Hocaefendi, dünyaya gelişinin Hicri 117. yıldönümü vesilesiyle Kur’an-ı Kerim hatimleriyle ve AKRA FM’de özel programlarla Çarşamba günü yâd edilecek. <br />
<strong>M. Zahid Kotku Hocaefendi, AKRA FM’de 18 farklı programdan oluşan özel yayın akışıyla, ikindi namazından sonra Süleymaniye Camii haziresindeki kabirleri başında ve akşam namazını müteakiben İskenderpaşa Camii’nde severleri tarafından anılacak.<br />
</strong><strong>AKRA FM’de,</strong> Hakk’ın rahmetine kavuşan Peygamber varislerinin, zat-ı muhteremlerin <strong>Mevlid Kandili</strong>’nde olduğu gibi doğumlarının Hicri yıldönümü vesilesiyle yâd edilmeleri geleneği sürüyor. M. Zahid Kotku Hocaefendi, doğumunun <strong>117. yılı</strong> olan, <strong>Hicri 1 Safer 1432, Miladi</strong> <strong>5 Ocak 2011</strong> <strong>Çarşamba günü </strong>ikindi namazını müteakip <strong>Süleymaniye Camii</strong> haziresindeki kabirleri başında, akşam namazını müteakip ise <strong>İskenderpaşa Camii</strong>’nde özel programlarla ve hatim dualarıyla, <strong>AKRA FM’de ise gün boyu sürecek özel yayın akışıyla</strong> yâd edilecek. <span id="more-1386"></span> </p>
<p> <strong>ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’NİN DİLİNDEN M. ZAHİD KOTKU<br />
</strong>Merhum <strong>Mahmud Esad Coşan Hocaefendi</strong>’nin 13 Kasım 1994’teki <strong>“Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi ve Âlimlere Duyulan İhtiyaç” </strong>ile 13 Kasım 2000 tarihinde İskender Camii’nde yaptığı <strong>“</strong><strong>M. Zâhid Kotku Hocaefendi ve âlimlerin önemi”</strong> konulu sohbeti dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.<strong> </strong></p>
<p>Ayrıca M. Esad Coşan Hocaefendi’nin Başmakaleler-4 İdeal Yol adlı eserinde yer alan <strong>“Ecdadımızda hocaya hürmet” </strong>adlı makale seslendirilerek dinleyicilere aktarılacak.</p>
<p><strong>İLİM ADAMLARI HOCAEFENDİ’Yİ ANLATIYOR<br />
</strong>İskenderpaşa Camii’ndeki programda, HASEKİ Eğitim Merkezi emekli öğretim üyelerinden Yahya Alkın<strong>, </strong>M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin<strong> “Her devirde âlimlere duyulan ihtiyaç ve âlimlerin insanlığın bekası için önemi”</strong>ne dair<strong> </strong>görüşlerini aktaracak.<strong> </strong>Sohbetin ardından okunan hatimlerin ve tesbihatın kabulü niyazıyla yapılacak hatim duası AKRA FM’den yayınlanacak.<strong> </strong></p>
<p>AKRA FM’de ayrıca Psikiyatri Prof. Dr. Mustafa Merter, “<strong>Manevi rehbere duyulan ihtiyaç”</strong> konusunda dinleyicilere bilgiler verecek.<strong> </strong></p>
<p><strong>VEFAT EDENLERİN DİLİNDEN HOCAEFENDİ<br />
</strong>AKRA FM’de ayrıca farklı zaman ve mekânlarda yapılan <strong>Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi</strong>’yi anma programlarında konuşan <strong>Yusuf Ziya Binatli, Ali Ulvi Kurucu,</strong> <strong>Raif Cilasun, Selçuk Eraydın, Akif İnan, Yusuf Türer, Yaşar Tunagür, Sabahaddin Zaim </strong>ve geçen yıl aramızdan ayrılan hafız<strong> Halil Necati Coşan </strong>gibi Hakk’ın rahmetine kavuşan önemli şahsiyetlerin hatıratları yayınlanacak.  <strong> </strong></p>
<p><strong>M. Esad Coşan Hocaefendi</strong> ise doğumlarının <strong>75. </strong>yılında, <strong>Hicri 13 Safer 1432</strong>, Miladi <strong>17 Ocak 2011</strong> <strong>Pazartesi </strong>günü ikindi namazını müteakip <strong>Eyüp’teki kabirleri başında,</strong> akşam namazını müteakip ise <strong>İskenderpaşa Camii</strong>’nde, gün boyu AKRA FM’de özel programlarla ve hatim dualarıyla <strong>yâd </strong>edilecek…</p>
<p><strong>YÂD GÜNÜ ÖZEL YAYIN AKIŞI<br />
03.00–03.45      : Hadisler Deryası Yâd Günü Özel Sohbeti<br />
</strong>Merhum Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’nin 13 Ocak 1990 tarihinde yaptığı <strong>“İlim öğrenen ve öğretenler, İslam’da âlimin önemi”</strong> konulu sohbeti dinleyicilerin istifadesine sunuluyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>04.00 – 05.00    : Mehmed Zâhid Kotku Belgeseli</strong><br />
Hayri Küçükdeniz’in seslendirdiği belgeselde M. Zâhid Kotku Hocaefendi’nin hayatı anlatılıyor.</p>
<p><strong>05.00 – 06.00    : Kur’an-ı Kerim Hatmi</strong></p>
<p><strong>06.00 – 07.30    : Kur’an-ı Kerim Meali Hatmi</strong></p>
<p><strong>07.30- 08.00      : Ummandan İnciler Yâd Günü Özel<br />
</strong>M. Zâhid Kotku Hocaefendi’nin kendi sesinden Ummandan İnciler’de  <strong>“Allah’ın bir kavmin hayrını istediğinde hakîm âlimleri göndermesi”</strong> konulu sohbet dinleyenlerin istifadesine sunuluyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>08.00- 09.30      : Merhaba Türkiye</strong></p>
<p><strong>09.30 – 10.00    : Günün Sohbeti</strong></p>
<p>M. Esad Coşan Hocaefendi’nin <strong>“Âlimlere duyulan ihtiyaç ve Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi”</strong> konulu sohbetinden derlenen bölüm dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>09.45 – 10.00    : Tarihten İzler Yâd Günü Özel<br />
</strong>Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi’nin hayatı kronolojik olarak dinleyicilere sunuluyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>10.10– 11.10     : İrfan Saati Yâd Günü Özel<br />
</strong>M. Zâhid Kotku Hocaefendi’nin hayatından kesitlerin yer aldığı programda ayrıca yaşadığı döneme etkileri anlatılıyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>11.10 &#8211; 12.00     : M. Zâhid Kotku Belgeseli</strong></p>
<p><strong>12.10 – 12.30    : Başmakaleler Yâd Günü Özel<br />
</strong>Merhum M. Esad Coşan Hocaefendi’nin Başmakaleler-4 İdeal Yol adlı eserinde yer alan <strong>“Ecdadımızda hocaya hürmet” </strong>adlı makale seslendiriliyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>12.30 – 13.00    : Kur’an-ı Kerim Meali<br />
</strong>İlimle ve âlimlerin vasıflarıyla ilgili ayeti kerimelerin meali dinleyicilere aktarılıyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>13.00- 13.15      : Ana Haber Bülteni</strong></p>
<p><strong>13.15 – 14.00    : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Program-1</strong><br />
<strong>Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi’nin </strong>kitaplarından derlenen programda “Her devirde âlimlere duyulan ihtiyaç ve ilmin önemi” konusundaki görüşleri yer alıyor.</p>
<p><strong>14.00 – 15.00    : Şen Haneler M. Zâhid Kotku Hocaefendi Özel<br />
</strong>Program  “<strong>Âlimlere hürmet etmek ve talebelik adabı”</strong> anlatılıyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Mustafa Merter’in de konuk olduğu programda “<strong>Manevi rehbere duyulan ihtiyaç”</strong> konusu anlatılıyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>15.00 &#8211; 15.45     : Hadisler Deryası M. Zâhid Kotku Hocaefendi Özel Sohbeti<br />
</strong>Merhum Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’nin 13 Ocak 1990 tarihinde yaptığı <strong>“İlim öğrenen ve öğretenler, İslam’da âlimin önemi”</strong> konulu sohbeti dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.<br />
<strong> </strong><strong>16.10 – 18.00    : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Program-2<br />
</strong>Programda, Silsile-i Şerif’teki mürşidi kâmillerin, yaşadıkları dönemlerde İslam’ın anlaşılması ve yaşanması bakımından insanları eğitme metotları, güncel hayattaki sorunlara yönelik aldıkları tedbirler ve yönlendirmeleri yer alıyor.  <strong> </strong></p>
<p><strong>18.00 -18.30      : Ummandan İnciler Yâd Özel </strong></p>
<p><strong>18.30- 18.45      : Ana Haber Bülteni</strong></p>
<p><strong>18.45 – 19.00    : Günün Sohbeti<br />
</strong>M. Esad Coşan Hocaefendi’nin <strong>“Müslüman toplumu için alimlere düşün vazifeler ve Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi” </strong>konulu sohbetinden derlenen bölüm dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>19.00 – 20.00    : MZK Yâd Günü Özel Söyleşisi<br />
</strong>Doç. Dr. Hür Mahmut Yücer’in ev sahipliğindeki programa konuk olan HASEKİ Eğitim Merkezi emekli öğretim üyelerinden Yahya Alkın, <strong>“M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin ilme ve âlimlerin yetişmesine verdiği önem”</strong> anlatılıyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>20.00 – 21.00    : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Program-3</strong><br />
<strong>“İslam’da ilmin önemi ve âlimlerin vasfı”</strong> konusundaki ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin derlendiği program her devirde âlimlere duyulan ihtiyaçtan da bahsediliyor.</p>
<p><strong>21.10 &#8211; 21.45     : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Sohbeti<br />
</strong>Merhum M. Esad Coşan Hocaefendi’nin 13 Kasım 2000 tarihinde İskender Camii’nde yaptığı <strong>“</strong><strong>Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi ve âlimlerin önemi”</strong> konulu sohbeti dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>21.45 – 22.00    : YÂD GÜNÜ HATİM DUASI<br />
</strong>Yâd günü vesilesiyle Türkiye’de ve dünyanın farklı ülkelerinde okunan hatimlerin ve tesbihatın kabulü niyazıyla İskenderpaşa Camii’nde yapılacak hatim duası dinleyicilere aktarılacak. <strong> </strong></p>
<p><strong>22.00 – 23.50    : Mehmed Zâhid Kotku Hatıraları<br />
</strong>Çeşitli zaman ve mekânlarda gerçekleştirilen Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi’yi anma programlarında konuşan <strong>Yusuf Ziya Binatlı, Ali Ulvi Kurucu, Raif Cilasun, Selçuk Eraydın, Akif İnan, Yusuf Türer, Yaşar Tunagür, Sabahaddin Zaim ve hafız Halil Necati Coşan</strong> amcamız gibi Hakk’ın rahmetine kavuşan önemli şahsiyetlerin hatıratları dinleyicilerle paylaşılıyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>24.00 -  01.00    : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Program-1</strong></p>
<p><strong>01.00 -  02.00    : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Program-2</strong></p>
<p><strong>03.00 -  03.40    : Hadisler Deryası Yâd Günü Özel Sohbeti</strong></p>
<p><strong>03.40 – 04.00    : YÂD GÜNÜ HATİM DUASI</strong></p>
<p><strong>04.00 -  05.00    : M. Zâhid Kotku Yâd Günü Özel Söyleşisi</strong></p>
<p><strong>AKRA FM</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 506, bugün ise 0 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 30 January 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/m-zahid-kotku-hocaefendi-akra-fmde-yad-ediliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Finali Sultanahmet&#8217;te</title>
		<link>http://www.cevka.org/site/turkiye-finali-sultanahmette/</link>
		<comments>http://www.cevka.org/site/turkiye-finali-sultanahmette/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 06:28:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevka.org/site/?p=1234</guid>
		<description><![CDATA[Uşak &#8216;tan Yaşar ÇUHADAR&#8217;ın da katılacağı Kur’an-ı Kerim’i ve Meali’ni Güzel Okuma Yarışması’nın Türkiye finali, İstanbul Sultanahmet Camii’nde gerçekleştirilecek. Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak (KAB) Platformu’nun organizesinde düzenlenen Kur’an-ı Kerim’i ve Meali’ni Güzel Okuma Yarışması’nın Türkiye finali, İstanbul Sultanahmet Camii’nde gerçekleştirilecek. 15 Kasım günü 36 şehir merkezinde aynı anda düzenlenen il finallerinde birinci olan isimler Şubat-Nisan ayları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2010/05/kuran1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1240" title="kur'an" src="http://www.cevka.org/site/wp-content/uploads/2010/05/kuran1.jpg" alt="" width="251" height="197" /></a>Uşak &#8216;tan Yaşar ÇUHADAR&#8217;ın</strong> da katılacağı Kur’an-ı Kerim’i ve  Meali’ni Güzel Okuma Yarışması’nın Türkiye finali, <strong>İstanbul Sultanahmet  Camii’nde</strong> gerçekleştirilecek.<span id="more-1234"></span></p>
<div>Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak (KAB)  Platformu’nun organizesinde düzenlenen Kur’an-ı Kerim’i ve Meali’ni  Güzel Okuma Yarışması’nın Türkiye finali, <strong>İstanbul Sultanahmet  Camii’nde</strong> gerçekleştirilecek.</div>
<div><strong>15 Kasım günü  36 şehir merkezinde</strong> aynı anda düzenlenen il finallerinde  birinci olan isimler <strong>Şubat-Nisan ayları</strong> aralığında  bölge finallerinde yarıştılar ve Türkiye finalinde bölgelerini temsil  etmeye hak kazandılar.</div>
<div><strong>30 Mayıs 2010 Pazar</strong> günü <strong>sabah  namazını müteakip</strong> icra edilecek olan finale katılacak isimler  ise şöyle:</div>
<div>İstanbul Bölge Birincisi <strong>Musa  Coşkun</strong>, Marmara Bölge Birincisi <strong>Faruk Çoban</strong>,  Ege Bölge İkincisi <strong>Yaşar Çuhadar</strong>, Akdeniz Bölge  Birincisi <strong>Hakan Moral</strong>, İç Anadolu Bölge Birincisi <strong>Ferhat  Kars</strong>, Karadeniz Bölge Birincisi <strong>Lokman Aktepe</strong>,  Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Birincisi <strong>Ali Turhan. </strong></div>
<div>Jüri başkanlığını Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi  Tefsir Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. İsmail  Karaçam’ın</strong> yapacağı heyette ayrıca aynı fakültenin Türk İslam  Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı <strong>Prof. Dr. Hasan Aksoy</strong>,  Feyzü’l Furkan Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali Müellifi <strong>Hasan  Tahsin Feyizli</strong>, Haseki Eğitim Merkezi Kıraat Bölümü Emekli  Öğretim Üyesi <strong>Ramazan Pakdil</strong>, yine aynı bölümün öğretim  üyelerinden <strong>Talip Akbal</strong>, Aksaray Valide Sultan Camii  İmam Hatibi <strong>Habil Öndeş</strong> ve Fatih Camii İmam Hatibi <strong>Osman  Şahin’de</strong> yer alacaktır.</div>
<div>Açılış konuşmasını  Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve Ankara Üniversitesi İlahiyat  Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Mehmet  Görmez’in</strong> yapacağı programa teşrifleriniz bizleri  onurlandıracaktır.</div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong>KAB PLATFORMU</strong></div>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı toplamda 409, bugün ise 0 kez görüntülenmiş, son okunma tarihi 06 February 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevka.org/site/turkiye-finali-sultanahmette/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

